
Yıl 1994. Belinda'nın kalın ve çatık kapkara kaşlarından terler su gibi akıyordu fakat yüzünde zoraki bir gülümseme belirdi. Country General'da bebek çığlıkları duyuldu. Miguel dünyaya 3,5 kilo olarak gözlerini açtı. Etrafa salak salak bakıyordu. Aynı doğumdan birkaç ay önce Idlewood'da geberen babası gibi. Ama onun bakışı daha farklıydı. Babası ölürken dehşetle salaklaşmanın karışımı diyebileceğiniz bir bakış sergilemişti. Miguel ise doğuyordu. Yepyeni bir can, nefes...
Birkaç yıl sonra, Miguel okula gidebilecek yaşa geldi. Annesi onu bölge okuluna yazdırdı. Okulda değişik değişik çocuklar vardı. Farklı renklerden, farklı yüzlerden oluşan. Miguel okulda anlatılan dersleri dinliyordu fakat bir süre sonra bundan sıkıldı ve okulu sürekli kırmaya başladı. Okulu kırıp okul çevresinde yeni tanıştığı, güçlü ve bolca dövmeli abilerinden sigara otlanıyordu. Onlara kısa sürede güvenmeyi öğrendi, çünkü kendisine ne kadar mesafeli ve baskıcı davranışlar sergileseler de onların kendisine sevgi duyduğunu düşünüyordu, belki de öyle düşünmeyi istiyordu. Annesi ise Miguel'in okul masrafları gibi para gerektiren işler için Güney yakasında bir markette çalışmaya başlamıştı. Çok para kazanmasa da, geçimlerini sağlayabiliyorlardı. Belinda, Miguel'e tam olarak nerede çalıştığını anlatmamıştı, sadece güney yakasında bir market olduğunu söylemişti. Zaten Miguel çok umursamıyordu.
Miguel bir gün yine okulu kırdı. Okuldaki çocuklardan çaldığı bir miktar bozukluk ile kendine dondurma alacaktı. Karşıdan karşıya geçti, yürümeye devam etti. Ardından küçük bir marketin dondurma dolabının çok uzaklardan parladığını fark etti. Dolabın yanında da saçları dağınık, arkası dönük bir kadın duruyordu. Markete doğru adımlamaya başladı. Bir yandan da çantasının sarkan kısmı ile oynuyordu. Biraz daha ilerledi ve durdu, aniden yutkundu. Siyah bir aracın içindeki birkaç herif önce ona baktı. Sonra markete döndüler, bir şeyler çıkardılar. Çıkardıkları şeyler silahtı fakat, bunlar gerçek silahlardı. Miguel sadece kendi sokağındaki çocuklarda görmüştü bu silahları. Fakat dokundurtmamışlardı, üstüne bir tane de yumruk patlatmışlardı Miguel'e.
Siyah araç aniden marketin önünde durdu ve içerdeki peçeli adamlar ellerindeki koca silahlarla ateş açmaya başladılar. Marketin camları paramparça oluyordu. Camlar bir yana, dondurma dolabının yanındaki kadın yoktu. Hiçbir şey anlayamayan Miguel kafasını biraz aşağı indirdi. Yerde az önceki kadına benzeyen birisi yatıyordu fakat benzemiyordu da. O kadından fazlalık olarak her yeri kırmızıydı ve akıyordu... Araç hızlandı, çok geçmeden market içerisinden birkaç genç çıktı. Bol pantolonlu, neredeyse kel gençlerdi bunlar. Kolları dövmelerle kaplıydı ve birinin pantolonunun arkasından mavi bir bez parçası sarkıyordu. Marketten çıkan bu gençler, bellerinden bir şeyler çıkarttılar. Miguel bunların tabanca olduğunu anlamayacak kadar aptal değildi. Gençler güçlü ellerindeki tabancaları siyah araca doğrulttular, sıkmaya başladılar. Fakat bunu bir aracın içinden yüzlerini saklayarak yapmıyorlardı. Korkusuzca çıkıp savaşıyorlardı. Çok geçmeden siyah araç bir direğe tosladı, direği altına alsa da duvardan kaçamamıştı. Aracın camları kırıklar içindeydi. Bu gençler araca yaklaştılar ve camlara tabancalarını doğrulttular. Sanki bunu her zaman yapıyorlarmışcasına camlardaki kırıklar yüzünden zar zor gözüken araç içindeki kırmızı bezlerle bağlanmış kafalara sıktılar. Miguel bunları izlerken kafasını dondurma dolabının yanında yatan kadına baktı. Kadın kafasını ağır ağır ona doğru çevirdi, yüzünde zoraki bir gülümseme belirdi...