Ziyaretçi

Selam ziyaretçi, Rina Roleplay forumuna hoş geldin. Rina Roleplay, Grand Theft Auto: San Andreasın multiplayer istemcisi "SAMP"ın, Türkiyedeki en büyük sunucusudur ve en büyük roleplay platformudur. Eğer Rina Roleplay forum üyeliğin varsa lütfen Giriş Yap veya üyeliğin yoksa hemen Kayıt Ol.

🔷Martin Walker🔹


Başlatan Lupina, 07 Temmuz 2019, 20:02:07
Okunma sayısı 185 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lupina

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: İngiliz
Son giriş: 19 Nisan 2025, 01:21
Toplam oynama: 109 gün, 10 saat
Birlik: *** ***ncy
🔷Martin Walker🔹
« : 07 Temmuz 2019, 20:02:07 »



     

Martin
..Walker..

   ____________________   

....Doğum T.....
02 Ocak 1991

   ____________________   

Doğum yeri
..Georgia..

   ____________________   

..Uyruk..
Amerikan

  Soyad: Walker
  Ad: Martin
  Doğum Tarihi: 02 Ocak 1991
  Doğum Yeri: USA/Georgia
  Cinsiyet: Erkek
  Uyruk: Amerikan
  Medeni Hâl: Bekâr
  Dini İnanç: Hristiyan
  Kan Grubu: 0 Rh(+)
                  Boy: 1.82 | 6 feet 7 inches
Kilo: 70 | 154 pounds (lbs)
Saç Tipi ve Rengi: Dalgalı, Siyah
Göz Rengi: Açık Mavi
Ten Rengi: Beyaz
Dövme - Yara İzi: N/A
Dil(ler): İngilizce [Ana Dil] - Latince [Düşük]
Eğitim Durumu: Üni. (Uluslararası İlişkiler)
Burç: Oğlak.
                  Meslek: Eski polis (Şuan İşsiz).
İlişki Durumu: Var
Car:N/A
Home: East Beach, ev sahibi
: ??
Aile:
• Anne: Scarletta
• Baba: Felix
• Kardeş: N/A




Martin'i Tanıyın.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
○ Dengeli, kadın konusunda yerine göre ağırbaşlı, yerine göre samimidir.
○ Ciddi bir iş yaparken kararlı kişiliğe bürünür. Bir işi yaparken yararlı olmasını önemser.
○ Paraya tapan insanlardan nefret eder.
○ Sürekli barış ortamlarını tercih eder. Doğumundan ölümüne gördüklerinin her birine önem verir.
○ Hisleri doğrultusunda duygusal yönü daha ağır basar.
○ Kendi rahatı ve huzuru onun vazgeçilmezidir.
○ Kimi zaman sessiz ve sakindir. Bu halini korumak için kendini arka plana atar.
○ Güven duymadığı konuda kendini geride tutup dinleyici kalır.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------

         
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
○ Sinirlenince yıkıcı ve kalp kırıcı olabiliyor.
○ İşleri sürtüşmesiz, uyumlu hale getirmeye çalışır.
○ Evliliği ciddiye alır ve özgürlüğünü düşünür. Kısıtlanmaktan korkuyor.
○ Mesleği onun ilgi alanıdır.
○ Yeni planlar yapabilir ama ilk adımları atmakta kararsızdır.
○ Herhangi bir konuda yaşadığı hayal kırıklığının kendisini kösteklemesine izin vermez.
○ Sosyal aktivitelere pozitif bakıyor.
○ Çevresini çabuk motive edebilir ama kendi ihtiyaçlarını da göz ardı etmez.
○ Takım çalışmalarında verimlidir, takım çalışmasından zevk alır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------

---------------------------------------------------------------------------------------------------------
○ Her konuda açık sözlüdür, söylediğinin arkasında durur.
○ Geleceğe dönük yenilikçidir ve sürekli farklılık ister.
○ Her türlü fiziksel ortama uyum sağlamaya çalışır.
○ Çoğu zaman yalnızdır. Yalnızlığını dile getirmez ve bir şekilde üzerini örtmeye çalışır.
○ Kişisel bakımı onun titizliğidir. Saçlarına fazla önem veriyor.
○ Psikolojik rahatsızlığı var. Bunu kendisinin atlatabileceğine inanıyor.
○ Herhangi bir kalıba bağlı yaşamayı istemiyor. Gördüğü bir olayı göründüğü gibi bırakmıyor.
○ Verilen tavsiyelere mutlaka kulak asar. Gereksiz düşündüklerine tartışma açar.
○ Ailesiyle bağı kalmadı. Ailesinden nefret ediyor ve söz edilmesinden hoşlanmıyor.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------

         
     

Hey, ben Martin.
Bu kesit o rutubetli gecede, yere damlayan gözyaşları kadar değerli olan hayatımın sadece bir parçası...


Amerika Birleşik Devletleri'nin güney bölgesinde bulunan Georgia eyaletinde, 02 Ocak 1991 tarihinde, devlet hastanesinin steril ve temizlik maddelerinin birbirine karışan kokuları, kan dolu bir ameliyat masasının üzerinde dünyaya gözlerimi açtım. Akşam saatleriydi, doğum başarıyla gerçekleşmişti. Doktorlar, o kanlı ve içler ürpertici ameliyat masasından beni aldı ve Eva'nın kucağına bıraktı. Peki ya Eva kim? Dünyaya çok sevilmeye değil, hep sevilmeye ihtiyacı olan oğlunu büyük bir sevgi ve şefkatle kucaklayan, büyük ve iç ısıtan bir gülümsemeyle oğlunun gözlerine hayran olmuşcasına bakan bir anneydi. O anki eşsiz ve tanımsız duygunun hissine kapılan annenin kucağından, o minik meleğin kalbindeki sevgi ve merhametin eksik olmaması dileğiyle meleği aldılar. Kalbindeki sevgi ve merhametin eksik olmaması dileklerini üstlenen o minik melek, belki de aldığım ve duyduğum en güzel hitaplardan biriydi. Hekimlik terimine ithafen steril uygulamasını gerçekleştirip kuvözüme bıraktılar, suni solunum cihazını burun kısmıma enjekte ettiler ve o an büyük bir korku içerisindeyim.

             
Shining the Sept'

199*

Temiz değilsin minik melek...

Ocak 1991 ayındayız. Doğumum bir ayı doldurmamış ve babamın bana olan gerçekçi korkulu gözü, o anki doğumumdan ölüşümü bildiriyor gibiydi. Sanki onun İsa ahlakının ve şeytan külünden yaratılmış kalbinde beklenmeyen bir misafir gibiydim. En çok beni korkutan şey ise yeni doğan bir bebek, kendine özgüveni nasıl aşılayacak? Ailesi mi, kendisi mi kazanacak? İşler bu hanede ilerlerken peki ya ben özgüvenimi nasıl kazanacaktım? Babamın bana karşı hissettirdiği o korku, istemsizliği ve nefreti, dünyanın bana çektireceği onca kötülüğün sahneye o anki çıkışı gibiydi. Sanırım burada istenmiyorsun McGowin. Dünyaya iştahsız, kalbi kuru ve mutsuz geleceğim. Söylesenize, bu hisleri üzerime almış, gökyüzündeki seherin ışıltılı renklerini sadece tek bir renk görmek, ışıltıyı karanlığa bürümek, ebedi olacak gülüşümün yok olması ya da ruha karşı işlenmiş aile sevgisinin zincirini koparması sizi bu dünyadan götürmek için yeterli mi? Şu an yetiyor ve bitmesini istiyorum. Ümidim yoktu, korkuyordum. Belki çocuk zihnimle bunu sezemezdim ama şu an bunu yazarken inan bana, kalbimde metanet, yüreğimde sefalet sürüyor ve sanırım bu böyle devam edecek.

Dertli gelecek, geç bitecek...

Doğumumun üzerinden aylar geçti. Net bir tarih veya zaman belirtemem ama belirteceğim tek güzel şey; büyüdükçe babamın bana olan nefretinin azaldığı ve sevgisinin güçlendiği. Zaman geçtikçe özenle fark ettiğim bir durum. Şu an annem ve babamın idaresi altındayım. Büyüdükçe kendi idaremi ele alıp daha iyi bir hayatın peşinden merakla koşacağımdan emin olabilirsiniz. Ama şu an? Şu an onlara muhtacım. Büyümeye, ilgiye, sevgiye, öğrenmeye ve keşfetmeye ihtiyacım var. Bunların bir tanesini babamdan oldum olası asla ummadım ve geleceğe dönük de ummuyorum. Yeni doğmuş ve kendi çabasıyla dünyaya getirmiş bir bebeğe nefret, kin, istemsizlikle bakan bir baba, o meleğe ne gibi sevgi besleyecekti? Her insan zaman geçtikçe olgunlaşır, bazı olaylardan derslerini alır, bazılarından pişmanlık duyar ve bazılarını düzeltmek ister. Belki de bu yargımı babamın üzerine bir ümit de olsa koyabilirim. Basit bir insan bile içinden geldiği sıra hatalarını düzeltme peşinde koşarken baba olarak hitap etmem gereken adamın, bu koşuya hali vakti olacak ya da ruhu bedeninden ayrılana kadar bu böyle devam mı edecekti? Bilmiyorum ama onun düzeleceğini umuyorum.


          Diken üzerinde...

Zaman ne de hızlı akıp gidiyor. Artık az da olsa büyüdüğümün farkındayım. Düne kadar çocuğuna kin ve nefretle bakan bir adam, bugüne sevgi ve baba olduğunun ruhuyla uyanıyor. Peki bu ruh, ferah ve doğruya kavuşana kadar sizce de geç kalmadı mı? Sevgi ve heyecanını öldüren bir hevesi geri getirmeye yetecek kadar vakti var mıydı? O zamanki heveslerin etkisi kadar yoktu. Belki bundan sonrasını getirebilecek, daha iyisini yapabilecekti ama bir işin tazesi, başlangıcında belli olur. Bu tazeliği yeterince yutmadım. Gelecek olan heves, bayatlıkla devam edecek. Babamın bana olan sevgisi, gerçek sevgi değil. Ya buna alışması gerektiği için, ya da öyle hissetmesi gerektiği için zaman aktıkça bana karşı yumuşuyordu. Belki de İsa ona hıyaneti yasaklamıştı, ya da cezasını en iyi şekilde almıştı. Bilmiyorum, bu sevginin ilk haline döneceği yok ama yine de vücuda batan dikenin zehirine çözüm arıyor gibiyim. Umduğum tek şey; en kısa zamanda bu huzursuzluğun sona ermesini istememdir.

Güneşin batışı...

Güneş, sabahın ayazına sesini duyurduğu sıra gözlerimi açıyorum. Önceki kaleme aldığım hayatımda da bahsettiğim gibi, günler hızlı geçiyor. Her geçen bir gün, babamın bana olan soğuk savaşını dindiriyor gibiydi. İlk günkü bakışlarından eser yoktu. Düzeliyor muydu? Şüpheli. Büyüdükçe sorumluluğum da artıyordu. Gün oldukça basit ve normal geçmişti. Bu gecenin akşam yemeğinden sonra bir odada ailecek toplanmıştık ve beni yatılı okula vereceklerini söylemişlerdi. O anki hislerim yok olmuş, sabaha uyanmak istemiyordum. Bir çocuğu ailesinden uzak tutmak kadar zalim bir düşünce var mı? Kimi insan için bu sorunun birden fazla cevabı vardı ama benim için tek cevabı; hayır idi. Düşünün; küçük yaşlarda bir çocuk, doğuşunda babasından nefretli bakış ve soğuk his kapmış bir kalp, özgüvenini kazanacak gücü kalmamış bir vücut, bu çocuğun onca eksiği varken bir aile neden kendinden uzaklaştırır? Bunun benim için tek bir açıklaması vardı. Bu açıklama da; ya sevmemeleri ya da durumun elverişsiz olmasıydı. Ne kadar bağırsam da reddetsem de yine de o yatılı okula gidecektim. Bazen de en iyisi susmak derler ya, işte sözünün yeri de tam burada geçiyor. Gözlerimde hafif bir yaş, mutsuz bir surat ve ağlayan sanki suratım/gözlerim değil de seslerim olan kötü bir haykırış. Gece bitmiş, sabaha aydınlık bakacak hal ve moralim kalmadığı sıradan bir gün. Yatılı okulun ilk günü ve sabahın doğan güneşi, kalbimdeki güneşin batışını simgeliyor.

İdare et...

Aradan bilmem ne zaman geçiyor, bilmem ne kaydı sürüyor falan da falan. Sonuç; şu an bu falan da falanın içinde geçen yatılı okula gelmem oldu. Aslında konuyu genel olarak ailem değil de babam olarak nitelendirmek daha doğru olurmuş. Doğru olanı da bu ya, aile fertlerimde beni sevmeyen tek bir kişilik. Annem zamanını pek çocuklarına ayıran bir kadın değil, işine odaklı ve kariyerinde başarılı birisiydi. Bu yüzden ne kadar da bize karşı ilgisiz olduğunu düşünsem de anneme karşı içimde hep farklı bir sevgi beslemişimdir. Artık evi unutup yeni okula kucak açma vakti. Kaydım başlamış ve ailemden uzak bir eğitim görmeye başlamıştım. Bu eğitim tipine de Basic Plus deniyormuş. Basic Plus'n çoğu yerde ki tanımı farklı ama eğitim düzeyinde sadece yatılı okul olduğu biliniyor. Bu kesitimden fazla bahsetmek istemiyorum. Klasik masallarda, film ve dizilerde gördüğünüz o kötü çocuk muameleleriyle bu kesitin sonunu kendiniz de getirebilirsiniz. Değişen ya da olağanüstü yaşamış bir şeyim olamaz. Bu bir süre daha böyle devam edecek. Umarım eğitim aşaması bittiği zaman insanlardan çok aileme karşı kaybettiğim ve geri kazanacağım sevginin kat ve kart artması dileğimle burada noktalıyorum.


Mutlu bir yüz...

Selam. Bu yazışımda liseyi bitirmiş ve lise mezunu olmuş bulunuyorum. Diplomam elimde, okul çıkışımda siyah bir araç görüyorum. Diğer araçlardan ayırmamın tek sebebi, o araçta ailemi görmemdi. Uzun bir zaman geçmiş ve yüzümü görmeye çok kısa aralıklarla gelmişlerdi. Bu yaptıklarını kabullenememiş, garipsemiştim. Onca zaman geceleri döktüğüm yalnızlık gözyaşına ortak olmayan ve önemsemeyen bir aile, neden mezuniyet çıkışıma gelsin? Gönlümün bayramları şerli söndü. Bazen soruyorum kendime; seni kimler aldı, seni kimler öpüyor? Klasik ve basit geçen bir lise döneminin ardından kapıdan çıkmış ve hayretle siyah araca bakarken babam ve annem o araçtan indi. Yanıma doğru yüzünde gülücükler, sevinç duygusunu sembolleyen hal ve hareketlerle yanıma geldiler. Bana sarıldılar ve o an ne yapacağımı bilemedim. Sevgisini yitirmiş birisi bu durumda ne yapmalıydı? Bozuntuya vermedim, o sıraya kadar aynı şekilde karşılık verdim ve yüzümdem hiçbir şekilde gülümseme eksik olmadı. Güzel bir karşılamanın ardından arabaya bindim, birkaç saate eve varmış olduk. Eşyalarımı kendi odama bıraktım. Ailemin bana olan ilgisi görülmeye değerdi. Belki de şu zamana kadar ailemden gördüğüm en iyi ilgiydi de diyebilirim. Dilimde ve beynimde annemin sevgisi halen duruyordu. Yine de kendimi bildim bileli kendimden ödün vermeyecek ve belirlediğim şeylerin peşinden koşmayı hedefleyeceğim.
             
curtained febr'

200*

Dinmeyen hırs...

Uzun bir sürenin sonucu lise diplomasını ele almış ve genel olarak ailemle aramı düzeltmiştim. Geçmiş olaylardan ve gösteremedikleri sevgiyi karşılamak adına geleceğimi düşünüp bir miktar yatırımda bulunacaklarını belirten ailemin cevabını çok bekletmeden yanıtladım ve kabul edeceğimi belirttim. Belki geçmişte bir çeşit huzursuzluk ve sevgisizlik yaşamış olabilirim ama en azından geleceğimi düşünüp böyle bir harekete kalkışmaları da beni önemsediklerini gösteriyordu. Özellikle babam ile aramızdaki nefret ve kin bu geçen süre zaafında yok olmuş ve yeniden doğmuş bir çocuk gözüyle bana bakışını değiştirmişti. Eskisinden çok daha ilgi ve sevgiyle yaklaşıyordu. Bu da benim zamanında kaybettiğim sevgiyi bulmama yol açıyordu. Nihayet ailemin de artık benim bu aileden olduğumun farkına varıp ilgi göstermeleri, benim gözümde eşsiz bir sevgi gibi görünüyordu. Artık bu da çözüldüğüne göre geleceğime bir plan çizmem lazım. Kaybolan özgüvenim artık üzerime sinmiş, bir konuda kendimi kötü hissediyor gibi olurdum. Ailemin bana zamanında kazandıramadığı sevgiyi bu saaten sonra kazanıp onların yanında yaşamayı istemiyordum. Onların yapacağı yatırım ve benim de kendi emellerimin peşinden koşma isteği, bu şehirden beni alıkoymak için geçerli bir sebepti.

Yeni hayat...

Diğer bir bölümün üzerinde pek duramadım. Bu bölümün de üzerinde pek durmayı planlamıyorum. Fırsatım ve zamanım olmuyor, oldukça da buralarda değerlendiriyorum. Sanırım bu yazıların üzerinde durmayalı uzun bir süre oldu. Şu an doğum yerimden uzak, yeni hayat olarak nitelendirdiğim şehirde dört senelik Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunuyum. Sanırım buraya geleli beş seneyi buldu ve hayatım gayet yerli yerinde ilerliyor. Yazılarımın arasında seviyeli hayatımdan bahsettim. Kimi yaşadığım ve çektiğim sıkıntıları ya da sevinçleri bu yazılara dökmedim. Gerek de duymuyorum. Sanırım bu zamanları hatırlamak için bu kadarı bile fazla. Bu yazıyı yaşlandığım sıra okuduğum zaman eminim ki tüm hayatım gözümün önünden tekrardan geçip gidecek. Diğer kağıtlarıma döktüğüm tükenmez kalemin mürekkebiyle özenle belirttiğim bir şey vardı. O da; zamanımda kazanamadığım özgüven. Sadece hayalimin iyi bir hayat olduğu parlak zihnin içerisinde dört senelik bir üniversite mezunu olarak fotoğrafçılğa atanıp kendime yeni kariyer adamıştım. Eğer ki bu işe tam anlamıyla başlarsam sanırım bu mesleğin ardını arayarak kendime yeni bir hayat kuracağım. Şu an bu yazımı burada noktalıyorum, hayatımın ufak bir kısmını kaleme ele alışımın ne zaman olacağını ben de bilmiyorum ama fırsat buldukça buraya yazacağım. Şimdilik esen kalması dileğimle bu sayfayı burada kapatıyorum.