BOŞ SOKAKLAR, UMUTSUZ HAYATLAR
Los Santos'un güneyinde, El Corona'nın tozlu ve fakir sokaklarında, bir avuç genç Meksikalı sokak serserisi günlerini pinekleyerek geçiriyordu. Mahalle, 90’lardan kalma bir film sahnesi gibiydi. Sprey boyayla kaplanmış duvarlar, paslı çitler ve çökmüş evlerin arasındaki dar sokaklar, hatta çıkmaz bir sokak, buranın uzun zamandır ihmal edildiğini gösteriyordu.
Güçsüz ve yoksul büyüyen bu çocuklar, ailelerinden fazla bir şey öğrenememiş, okulu erken bırakmış ve mahallenin diline, kültürüne göre şekillenmişti. Günlerinin büyük bir kısmını paslı bisikletlere yaslanarak ya da kaldırımlarda oturarak, mahalleye gelen gidenleri izleyerek geçiriyorlardı. Çoğunun ailesi ya çoktan bu dünyadan göçüp gitmiş ya da bıkmış ve onları kaderleriyle baş başa bırakmıştı.
Geceleri, eski model arabaların düşük sesle çalan radyolarından gelen G-Funk ritimleri eşliğinde, köşe başında bira içip muhabbet ediyor, arada bir polis arabası geçtiğinde küfürler savuruyorlardı. Çoğu için hayattaki en büyük hedef, bir şekilde hızlı para kazanıp mahallenin ‘önemli adamlarından’ biri olmak, saygı görmek ve belki de bir gün daha iyi bir yere taşınmaktı.
Ancak El Corona’da yaşamak, bir planın olmasını gerektiriyordu. Ya büyük oynayıp yükselirdin ya da burada çürüyüp gidersin.
Mahallede geceleri daha karanlık bir hayat dönüyordu. Eski, terk edilmiş binaların arka odalarında kumar oynanıyor, yüksek bahisli zar oyunlarıyla bazıları tüm parasını kaybederken, bazıları birkaç saat içinde küçük bir servet kazanıyordu. Kadınlar, parayı bulma umuduyla ya da hayatta kalabilmek için fahişeliğe sürükleniyor, bazen çete üyeleri tarafından korunuyor, bazen de zorla bu işlere itiliyordu.
Çocuklar ise tüm bunları uzaktan izliyordu. Daha 10 yaşına bile gelmeden, büyüklerin hareketlerini taklit ediyor, çete mensuplarına özeniyor, kimileri için uyuşturucu satmak veya ufak soygunlara karışmak bir oyun gibi görünüyordu. El Corona’nın arka sokakları, suçun ve sefaletin doğduğu yerdi.
ÇETELEŞME SÜRECİ VE İLK SUÇLAR
Mahallede serserilik yapmak bir yere kadar eğlenceliydi, ancak hayatta kalmak için para gerekiyordu. Gençler, kendi kendilerine para kazanmanın yollarını aramaya başladılar. Mahallenin biraz daha yaşlı tayfası, onlara küçük işlerin kapısını açtı. Marketlerden sigara çalmak, terk edilmiş arabaların parçalarını satmak ve sokak köşelerinde esrar torbalarını elden çıkarmak.
İlk başta ufak tefek işlerle başladılar, fakat zamanla mahallede bir ün kazandılar. Onlara artık ‘küçükler’ değil, ‘genç homie’ demeye başladılar. Daha büyük çetelerin adamları gelip onlara iş vermeye, kuryelik yaptırmaya başladı. El Corona’nın arka sokaklarında para kazanmanın yolu ya uyuşturucu ticaretiydi ya da silah işine girmekti. İlk başta sadece paket taşıyor, teslimat yapıyorlardı. Ancak bir süre sonra daha büyük işlere girmeye karar verdiler.
Bu süreçte, Meksika mafyası La Eme ile dolaylı bağlantılar kuruldu. Hapishanedeki büyük ağabeylerin yönlendirmesiyle, çete üyeleri artık onların uyuşturucu trafiğine küçük de olsa bir katkı sağlıyordu. Ancak bu, bir bedelle geliyordu: haraç ödemek. Eğer La Eme için çalışıyorsan, paylarını vermek zorundaydın. Aksi takdirde ölüm kaçınılmazdı.
El Corona’nın bazı ara sokakları, uyuşturucu ticaretinin merkezi haline gelmişti. Özellikle köşe başlarındaki terk edilmiş evlerde esrar ve metamfetamin satışı yapılıyordu. Uyuşturucu kullananların çoğu mahallede yaşayan fakir gençlerdi, ancak zaman zaman başka mahallelerden gelenler de buraya uğruyordu. Gece geç saatlerde gelen lüks arabalar, uyuşturucu işinde büyük paraların döndüğünün bir göstergesiydi.
Kendi çetelerini kurma fikri de burada doğdu. Eski bir benzin istasyonunun arkasında toplanan bir grup genç, mahallede bir kimlik oluşturmanın zamanının geldiğine karar verdi. Sprey boyalarla duvarlara semboller çizmeye başladılar, sokak köşelerine hakim olmaya ve yavaş yavaş kendi bölgelerini belirlemeye başladılar. Kendilerine bir isim koymaları gerekiyordu ve sonunda mahallelerinin adını onurlandırarak ‘Sangre del Corona’ dediler.
YASA DIŞI FAALİYETLER, İLK BÜYÜK HATALAR VE GÜÇ MÜCADELESİ
Çetenin adı duyuldukça, paraya olan açlık da artıyordu. Küçük işler artık yetmiyordu. Birkaç gece mahallede hırsızlık yaptılar; pahalı jantları söktüler, motorları çaldılar ve bir depoya sakladılar. Mahalledeki bir oto tamircisi, onlara bu iş karşılığında birkaç yüz dolar ödedi. Bu, onlara ilk kez ‘büyük iş yapma’ tadını verdi.
Ancak işin içine silah girdiğinde, olaylar başka bir seviyeye taşındı. Bir gece, bir başka çetenin elemanları, El Corona’ya geldiklerinde ortalık gerildi. Küçük bir tartışma, küfürleşmeye ve ardından bir kavga patlak vermesine yol açtı. O gece, birisi silah çekti ve ilk defa Sangre Del Corona gerçekten bir çete olduğunu kanıtlamak zorunda kaldı. Ateş açılmadı, ama o an herkes bir mesaj almıştı: Ya sokakta güçlüydün ya da hiçtin.
Bu olaydan sonra, çete iyice büyümeye başladı. Kendi sahalarını belirlediler, haraç almaya başladılar ve daha büyük bir uyuşturucu akışına dahil oldular. Ancak bu süreç, onların başına dert de açacaktı. Polis baskınları sıklaştı, mahalledeki yaşlılar onlardan şikayet etmeye başladı ve daha büyük çeteler, onları bir tehdit olarak görmeye başladı.
İç Çatışmalar ve İhanet: Çete içinde farklı fikirler ortaya çıkmaya başladı. Daha acımasız ve agresif bir lider olmak isteyenler, daha temkinli hareket etmek isteyenlerle karşı karşıya geldi. Bu durum çete içinde ayrılıklara ve ihanetlere yol açtı.
La Eme’nin Müdahalesi: La Eme artık onları izliyordu. Ya sisteme tamamen dahil olacaklardı ya da yok edileceklerdi. Çete bir yol ayrımındaydı.
Ve bu olay henüz gerçekleşmemişti…