|  | Zor görev Tristan ve Fernando, iyi iki insan. Birlikte birkaç kez daha yarışma fırsatımız oldu. Yarışlarda arkanızı kollayacak birinin olması iyi bir şey. Tabi ölüm yarışındaysanız sivil bir hayatınızı normal geçiremezsiniz. Mafya babalarının çocukları da bu yarışı düzenleyenlere para yatırıp katılırlar yarışlara. Babaları bunu erkeği erkek yapacak şey olduğunu düşünür… Ama eğer oğluna zarar verirseniz sizin peşinize düşerler. Eh kimin mafya olduğunu yarışta da bilemeyeceğinize göre. Bir mafyaya ait birini öldürdüğünüzü nasıl anlarsınız biliyor musunuz? Şöyle açıklayayım, Camaro’nuzla ilerlerken, yanınızda ki aracın camından sarkan biri size yarı otomatik bir makine ile ateş ediyorsa, başınız mafya ile dertte demektir. Tek bir farkla, ateş açılan arabayı tanıyordum… Bullet’di.
Yarışlardan birinde Kızının ismini görmüştüm. Lucilla… O olduğunu tahmin edemezdik tabi. Bu Kadın giderek canımı sıkmaya başlamıştı, önceleri onun için iş yapardım, daha sonra beni dolandırmaya ve beni kullanmaya çalıştı, bunu fark edince ayrıldım. Daha sonra ölüm yarışları ile tanıştım… Her neyse, bu adam canımı iyice sıkmaya başlamıştı ve işini bitirmenin zamanı gelmişti. Elbette tek başıma yapamazdım. Tristan'ı aradım, bana yardımcı olabileceğini söyledi, Fernando'yu aramak konusunda kararsızdım, iki erkek ne yapabilirdi ki? Diye düşünürken bizi kaçırabilecek birine ihtiyacımız olduğunu fark ettim. Onu aradım ve durumu açıkladım, ufak bir kurtarma operasyonu demekle yetindim… Ölüm yarışından çok daha basit bir şey olacaktı, geriye sadece eski makinemin hala iş görüp görmeyeceğini bilmek kalıyordu. “.223 Remington” model bir SMG… Bunu hiç kullanma gereği duymamıştım ve bir siyahiden ucuza almıştım. Uç kısmı için susturucuya ihtiyacım vardı… Bulmak zor olmayacaktı. Her neyse, Fernando aracı Buffalo ile geldi. Dört kapılı açık kasa… Ama tam bir canavar. Tristan ile arkaya geçtik, elinde Mini-Uzi gibi bir silah vardı. İş görürdü. Lucilla‘in bildiğim bir huyu varsa her gün mutlaka golf oynamaya gitmesidir. Kendi golf saham olsa bende giderdim açıkçası. Aracından indiğinde savunmasız olacaktı birkaç isabetli mermi işini bitirmeye yeterdi. Planı araca bindiğimizde uydurdum çünkü ben bir dâhiyim. Evet, bunu onlara söylemedim tabi. Golf sahasının yolunu tarif ederken silahımı son kez kontrol ediyordum, mermi silahın ağzındaydı, sadece tetiğe hafif dokunmam yeterdi, susturucusunu yavaşça uç kısmına geçirdim ve Tristan ile sadece 2 saniye kadar bakıştık… Onları nasıl bir belaya sürüklediğimi bilmiyorlardı. Dakikalar sonra Fernando geldik diye seslendi, saate bakındım, daha vardı…
Zamanı gelmişti Lucilla’in aracı sahanın gişelerine yaklaştı, ondan bir iki dakika sonra biraz parayı konuşturarak gişeden geçtik. Aracı uzaktan izliyorduk, büyük bir yapının önünde durdular, şoför araçtan indi, kapıyı açmaya gidiyor olmalıydı… Fernando'nıu aracın arkasında ki ağaca gelene kadar hızlanmasını söyledim, biraz homurdandıktan sonra dediğimi yaptı. Ağaca kadar her şey yolundaydı, sonra her şey kötüleşmeye başladı, Tristan'a işaret verdim, birkaç saniye sonra camların dışında korumaların dikkatini çekmiş bir şekilde gidiyorduk. Lucilla araçtan indiği gibi ateş açtık, o uzun saçlı kafasından kanlar fışkırarak yere düştüğünü görmek zevk vericiydi. Hemen ardından açılan ateş değildi. Hızla aracın içine girdik, arkamızda kurşun delikleri oluşmuş ön cama kadar ulaşmış ve camı tuzla buz etmişti. Kurşun deliklerinden peşimize takılan araçları görebiliyordum… Neyse ki sürüş konusunda Fernando'ya güvenebilirdik, birkaç kez zevk için tehlikeye soksa da kurtulduk… Ancak bununla bitmiş değildi. Kanıtlardan kurtulmalıydık…
İtalya’da zor zamanlar. Her an evimin camından dışarıyı izliyorum. Gitmek zorundayım… Telefona koştum, Tristan’ı aradım… <<Beni buradan çıkar Tristan, nasıl yapacağın umrumda değil!>> Tristan bir yolunu bulurdu. Dakikalar sonra evimin arkasında gürültü bir motor sesi yankılandı, Tristan gelmişti. Telefon çaldı, arayan Fernando’idi… Tavan penceresinden ön tarafı kontrol etmemi istedi. Arkadan geldikleri için fark edilmediklerini düşünüyor olabilirdi, ancak camdan baktığımda çoktan fark edildiğimizi anladım. Çünkü elinde uzun namlulu birkaç adam ön bahçeme doğru ilerliyordu… Arka kapıya koştum, canım pahasına… O anlara dair tek hatırladığım, duvara isabet eden mermi sesleri ve kırılan camlar… Ha birde Fernando'nun canavarının kasasına atlayışım. O lanet kasada beni es geçen mermilerle beraber kısa süreli bir yolculuk yaptık… Ayıldığımda otobanda ilerliyorduk, başımı kaldırdım ve aracın içerisine açılan cama birkaç kez tıklattım. Aracı otobandan kıraç araziye sürdü, durum değerlendirmesi yapmamız gerekiyordu… Kurşun yarasına benzer bir şeyim olmadığını ve gayet iyi olduğumu söyledi, ancak bunu düşünmediklerini anlamam gerekirdi. İtalya’da daha fazla kalamazdık. Evden almam gereken bir kaç parça şey vardı, eve geri dönmemiz gerekiyordu. Onları zor bir şekilde ikna ettim. Eve yaklaştığımızda yalnız olmadığımızı fark ettik, ön kapıyı iki kişi, arka kapıyı ise bir kişi tutmuştu. Bir plana ihtiyacımız vardı ve yine o planı yapmıştım. Fernando ve Tristan arka kapıda ki adamın dikkatini dağıtacaktı, bende hızlıca giriş yapacaktım. Basit ve etkili bir plan olması gerekiyordu. Her neyse, ufak bir kapkaççı rolü ile arkadaki adam kolayca yere düşürüldü ve üstüne düşüldü. Hızlıca evimin kapısına ilerledim ve fark etmediğinden emin olmak için son bir kez arkama baktım. Fark edilmemiştim, fazla kolay olmuştu… Hızlıca silahımı, dolaptaki paralarımı ve eski kirli erkek arkadaşımın numarasının yazdığı kâğıdı alıp tekrar arka kapıya yöneldim. Perdeyi hafif aralayıp benden işaret bekleyen Tristan’a el salladım. Bu sefer adamı oyalama lüksümüz yoktu, Fernando yavaşça adama yaklaştı, adam ona silahını doğrulttu ve birkaç şey söyledi, buradan duyamıyordum. Tristan’da arkasından gelip boynunu kırmak için hamlede bulundu. Başarısız, adam fark etmiş olacak ki bir dirsek darbesi ile onu yere serdi. Şimdi benim sıramdı, hızlıca çıktım dışarı ve adamı bir güzel taradım, unuttuğumuz bir şey vardı… Güvenlik kameraları ve çevredeki insanlar, ha birde öndeki iki adam. Depara kalktık, doğruca araca. Tam araca bindiğimiz sırada o iki adam bizim hangi araçta olduğumuzu anlamış olacak ki, bir güzel kurşun yağmuruna tuttular. Fernando zar zor aracı çalıştırdı ve hızlıca oradan uzaklaştık… Toz, duman, yanık araçların sesleri ve elbette içinde ölen insanların o etkileyici kokusu… Bunları hissediyorsanız bir ölüm yarışındasınız demektir. Bunları burada hissetmek… İmkânsızdı, özgürlüğün tadını almayalı uzun zaman olmuş gibi hissediyordum. Amerika’nın o daha sıcak havasını hissetmek benim ve diğerleri için harikaydı. Fernando hariç. Canavarını yakmak zorunda kalmıştık ve şuan yine nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde Tristan'in bulmuş olduğu araçla Santos şehrine gidiyorduk.
|
|