Hayatın anlamı 42'dir.
Videoyu baştan sona izledim gerçekten büyük ironi vermiş. Bence bu videodan çıkarılacak en doğru şey şu. Doğru soruyu sormak her şeyin cevabını aramaktan daha önemli. Çünkü ne her şeyin cevabına bir insan vakıf olabilir, ne de doğru soruyu sormadığında bir sonuca ulaşabilir. Çünkü her şeyin cevabına erişmek için ömrümüzün de sınırsız olması ve hiç hastalanmayıp zarar görmememiz gerekiyor. Ki böyle olmuş olsa bile yine de bir anlam çıkacağını düşünmüyorum. Ama doğru soru her zaman gerçek cevap için bir adımdır. Ya da gerçeğin sınırlarını görmeyi netleştirir diyebilirim ama gerçeği tam olarak gözümüzde canlandırma imkanı sunmaz. Çünkü bazılarının gözü numaralıdır, bazılarının hayal güçleri zayıftır, bazılarının tasavvur için gerekli bilgi birikimi yoktur.
Hayatın anlamının basit olduğu doğrudur. Ama ona gerçek manada erişmek basit değildir. Bence hayatın amacı da bilimle elde edilebilecek bir şey değildir. 7.5 milyon yıl sonra ironisinin haricinde asli amaç kümülatif (birikerek) ilerliyor ve bulunuyorsa bunu göremeyecek insanlar için amaçsız bir dünya olmuş olur ki bu da tezin ne kadar manasız ve belirsiz bir noktaya sürüldüğünün işaretidir.
Hayatın amacı yaptığımız eylemlerin iyi ya da kötü karşılığının görüleceği bir yer olacağının bilinmesidir. Çünkü yaşlısından ufağına herkes bir eylem sergiler ve bu eylemlerin birer sonucu olur. Ama bilimsel işler hakikat gerçek ya da hayatın amacı gibi algılardan öte insanın faydasına olacak şeyi üretir ve ürettiği şeylerin sınırlı kullanımına tabii tutar. Yardımcı bir araçtır bilimsel gelişme, bir kabuldür. O da bu sınırlamasını aşmak için din gibi insanların inanacağı şeyler üretir. Gizemli mitler yaratır, onlarda 42 gibi mana arattırmaya başlar. Çünkü bilimsel veriler yanlışlanabilir ve tutarlıdır, dolayısıyla gerçek bilgi niteliği taşımaz. Çünkü inançtan daha kuvvetli hiçbir bilgi de yoktur. Örneğin annemiz ve babalarımıza asıl olarak inandığımız için dediklerini yaparız en doğruyu söyledikleri için değil.
Dolayısıyla inanç bilgisini verebilecek en doğru bilgi doğru bilgidir. Bu da hesaplanarak değil kaynağından gelerek verilebilir. Çünkü birisi hesaplamışsa başkasının hesabı tutmayabilir. Farklı bakış açısıyla yani izafiyet teorisiyle bakınca her görüntü ayrı bir gerçeklikten parça sunar dolayısıyla hepsini ayrı ayrı incelediğinde yine hayatın amacını vermeyecektir. Çünkü birbirinden kopuk ve aynı mesajı farklı yollarla iletirken sunduğu farklı görüntüler asli bilgiye ulaşıp hayatın amacını görmemizi sınırlandıracaktır.
Peki bu kadar yazının üstüne gerçek bilgi ve hayatın amacı nedir? Gerçek bilgi, herkese adil şekilde ulaşabilecek ve herkes ulaştığı kadarını yaptığı halde bir doğruluk elde edebileceği bilgidir. Bu bilgi de dini bilgidir, dinde de her şeyi yapan insanlar yoktur. İnsanlar yaptıkları ve anladıkları kadarla dinin emirlerini yerine getirir. Yapabildiğini iyi yapabiliyorsa mükafatlandırılır, yapamıyorsa cezalandırılır. Herkesin her şeyi de yapmasını emretmez. İdrak edebildiğini ve hayatında karşısına çıkan durumları nasıl değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Çünkü insanlar her şeyde iyi olup her şeyi çözemez, bazı şeylerde baskın gelirler.
50 yıl felsefe dışında bir şeyle uğraşmamış birisi, Mimar Sinan gibi camiiler yapamaz. Ayağını savaşta kaybeden bir insan bir çocuk gibi koşamaz. Bunun gibi nice örnekler sayarsın.
O yüzden hayatın amacı dinin emirlerini ne kadar iyi uyguladığın, ne kadar samimi olduğun, ne kadar yapabildiğin ve yapmaya çalıştığınla ilişkilidir. Karşılığındaki vaate inanmamak ise hiçbir zaman çözülemeyecek bir boşluğa insanın kendisini atmasıdır o da bilinmezciliktir. Bunu atması takdirinde de samimiyetini ve inancını kaybedeceği için hiçbir zaman içi ferahlamaz ve yaptığı işleri gerçek manada kendisi ve insanların iyiliği için yapmaz. En büyük bilim ispatı asla insanlar için değildir, temelde kendi egolarını tatmin etme mantığı yatar. Çünkü iyi olan insan bakkaldan ekmek alırken de iyi olabilir sokakta yürürken gülümseyerek de. İyilik en büyük şeyi başararak tescillenecek bir kavram değildir, o ancak bir başarı olabilir. Asıl amaç bir şeyi yaparak kenara çekilmek değil hayatın boyunca onun peşinde koşabilme motivasyonunu sende sağlayacak ürünü tespit edebilmektir. Doğru soru da budur. O ürünün de zaruriyet hissettirmesi gerekir, yemek yemek su içmek gibi. Çünkü böyle değilse sürekli peşinden de koşamayız. Yani insanı sürekli o amaca güdüleyebilecek bir dürtü olmalıdır, o da sınırsız mutluluk(cennet) ve bu düzeni kuranla yüzleşme arzusunu barındıracak dürtüdür. Bu dürtüden daha kuvvetli bir dürtü olamaz. Çünkü bilimsel olarak bir ürün meydana getirseniz bu ürün tutarlılığından ve yanlışlanabilirliğinden ötürü sınırsız doğru, iyi ve mutluluğun temsilcisi olmayacaktır. O yüzden hayatın amacı aslında bir sonuç değil bir yoldur. Bir zafer değil bir seferdir. O yolda neler yapabildiğindir. Dolayısıyla sürekli iyi olmanın ve hayatın amacının doğruluğuna vakıf olmanın yolu gerçek bir inançtır ve bu inancın peşinden gitmektir. İnançlarının peşinden gidenlerin somut bir şekilde hayatın amacına ulaştığını biz insanlar göremeyiz belki ama şu bir gerçektir ki; o inancı da anlamaya ve yaşamaya gayret sarf edenlerden daha fazla hayatın amacına yakınlaşabilen hiçbir düşünce ve yol olamaz.
Kısacası hayatın amacı yaşamaktır; doğru soru ise ne yaşadığının bilinmesi için sorulacak soru değil, nasıl yaşanılacağının bilinmesi için neler yapılacağına yönelik sorulan sorudur.
En azından benim kanaatim bu yönde.
