Ziyaretçi

Selam ziyaretçi, Rina Roleplay forumuna hoş geldin. Rina Roleplay, Grand Theft Auto: San Andreasın multiplayer istemcisi "SAMP"ın, Türkiyedeki en büyük sunucusudur ve en büyük roleplay platformudur. Eğer Rina Roleplay forum üyeliğin varsa lütfen Giriş Yap veya üyeliğin yoksa hemen Kayıt Ol.

Cahil kesimin hızla artması.


Başlatan Zweisamkeit, 01 Mart 2021, 04:44:33
Okunma sayısı 6139 defa

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Meksikan
Son giriş: 11 Ağustos 2021, 20:54
Toplam oynama: 151 gün, 4 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #40 : 27 Mart 2021, 00:07:20 »
https://cdn.discordapp.com/attachments/727240138563780698/815727535710273566/2518966287676006995.mp4
izlemek isteyen ister, gidişat kötü.
cahil insanın çocuğuda onun gibi oluyor, kendilerine çeviriyorlar. Üzücü.



Şeriat çı agalar çocuk yetiştiriyor oynat bakalım
Kimse kimsenin dinine karışamaz ve çocuğunu nasıl yetiştirdiğinede.
Eğer çocuğunu ırkçı ,cahil, yobaz, geri kafalı yetiştirdiğinde karışılmıyor mu? Bende çocuğunu din düşmanı, faşist bir düşünce ile büyütsem ilerde ne olacak? Çocuk dışlanmayacak mı?

İslamiyet'te ırkçılık yoktur. Siz kendinizi sözde cumhuriyetçi olarak görüdüğünüz ve cumhuriyeti sadece laiklikten ibaret olduğunu düşündüğünüz için, kişinin evladını mensup olduğu dine göre yetiştirmesi size göre yobaz, geri kafalı, cahil ve ırkçı olarak görünüyor.
Ayrıca Şeriat Allah'ın kanunudur. Lakin siz Şeriatı sadece 4 kadınla evlenen 1 erkekten ibaret olduğunu düşünüp, vehhabi arapların yediği haltları kusursuz olan İslam'a yüklüyorsunuz.
Ve ayrıca Elfâz-ı küfür diye bir şey vardır. Müslüman bir kimse Şeriat'ı istemiyorum derse kafir olur.
Sizler ılımlı bir İslam istiyorsunuz.
Ben İslamiyet'te ırkçılık var mı dedim? Olayı çarpıtıp ne güzelde duyar kasıyorsunuz. Şariat'ın ne olduğunu biliyorum ve gelmesini istemeyeceğim tek yönetiliş biçimidir. Şeriat düşünce özgürlüğünü önemsemez, bir diktatör gibi yönetilirsin. Merak etme yüce honos her şeyi biliyorum.

Şeriata ithafen yazdığını düşünerek İslam'da ırkçılık yoktur dedim.
Ayrıca cahillik ne güzel şey lan, her şeyi biliyorsun.

Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 30 Mayıs 2021, 13:11
Toplam oynama: 5 gün, 7 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #41 : 27 Mart 2021, 00:07:52 »
https://cdn.discordapp.com/attachments/727240138563780698/815727535710273566/2518966287676006995.mp4
izlemek isteyen ister, gidişat kötü.
cahil insanın çocuğuda onun gibi oluyor, kendilerine çeviriyorlar. Üzücü.



huh...  O_O O_O

Çevrimdışı #Cyborg

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Noah Brown Lv.11
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 23 Temmuz 2021, 13:51
Toplam oynama: 15 gün, 3 saat
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #42 : 27 Mart 2021, 00:13:16 »
https://cdn.discordapp.com/attachments/727240138563780698/815727535710273566/2518966287676006995.mp4
izlemek isteyen ister, gidişat kötü.
cahil insanın çocuğuda onun gibi oluyor, kendilerine çeviriyorlar. Üzücü.



Şeriat çı agalar çocuk yetiştiriyor oynat bakalım
Kimse kimsenin dinine karışamaz ve çocuğunu nasıl yetiştirdiğinede.
Eğer çocuğunu ırkçı ,cahil, yobaz, geri kafalı yetiştirdiğinde karışılmıyor mu? Bende çocuğunu din düşmanı, faşist bir düşünce ile büyütsem ilerde ne olacak? Çocuk dışlanmayacak mı?

İslamiyet'te ırkçılık yoktur. Siz kendinizi sözde cumhuriyetçi olarak görüdüğünüz ve cumhuriyeti sadece laiklikten ibaret olduğunu düşündüğünüz için, kişinin evladını mensup olduğu dine göre yetiştirmesi size göre yobaz, geri kafalı, cahil ve ırkçı olarak görünüyor.
Ayrıca Şeriat Allah'ın kanunudur. Lakin siz Şeriatı sadece 4 kadınla evlenen 1 erkekten ibaret olduğunu düşünüp, vehhabi arapların yediği haltları kusursuz olan İslam'a yüklüyorsunuz.
Ve ayrıca Elfâz-ı küfür diye bir şey vardır. Müslüman bir kimse Şeriat'ı istemiyorum derse kafir olur.
Sizler ılımlı bir İslam istiyorsunuz.
Gelelim sana;

Şeriat'ın kurallarını bilmeden ben şeriatı savunuyorum diyemezsin.

Hırsızlık: Hırsızlık eyleminde sağ elden başlayarak, ellerinden bir tanesinin kesilmesi şeklindedir.

İçki içmek: Kur'an'da cezası belirtilmeyen bir suç[39] olan içki içmenin cezası icma yoluyla 80 sopa olarak tayin edilmiştir.

Kazf: İffetli kadına yapılan zina isnadı, 80 sopa ile cezalandırılır ve şahitliği kabul edilmez.

Yol kesme: Eylemlerinin çeşidine ve ağırlığına göre sağ el ve sol ayaklarının çapraz olarak kesilmesi, hapsedilme veya sürgün cezaları verilir.

Dinden çıkma: Dini terminolojide "küfre girer" şeklinde ifade edilen eylemleri yapmaya irtidat, kişiye mürted denir. Fıkıhta farz veya sünnet olarak tanımlanan dini emirleri reddeden, hafife alan, alay veya saygısızlık eden veya "elfaz-ı küfür" denilen sözleri konuşan kişilere mürted denilir. Cezası ölümdür.[40]


Şafii, Maliki mezheplerine göre namazı terk etmek ceza miktarı ve şekli Kur'an ve sünnetle belirlenen suçlardandır ve terk eden “had” uygulanarak öldürülür. Ancak cenazelerine Müslüman cenazesi muamelesi yapılır, miras bıraktıysa mirasçılarına paylaştırılır.

Eşcinsellik: Şeriat hukukunda eşcinselliğin ölünceye kadar hapis, 100 sopa veya recm şeklinde mezheplere göre farklılıklar gösteren tâzir cezaları bulunmaktadır.

Şeriat kadınlar için;

“Her türlü motorlu vasıta kullanmanız yasak.
“Bisiklete binmeniz yasak.
“Yelkenli kullanmanız yasak.
“Sokaklarda başınız açık gezmeniz yasak.
“Bir topluluk içinde konuşmanız yasak.
“Erkeklerin elini sıkmanız yasak.
“Kocanız sizi döverse şikayet etmeniz yasak.
“Siyasete girmeniz yasak
“Derneklere üye olmanız yasak
“Seyahat etmeniz yasak
“Otelde veya kiralık bir evde tek başınıza kalmanız yasak
“Çocuğunuza istediğiniz adı vermeniz yasak.
“Bir işte çalışmanız yasak.
“Çarşafınızın rengini değiştirmeniz yasak.
“Orta öğretim, lise veya üniversitede okumanız yasak.
“Yüzünüzü göstermeniz yasak..
“Kocanızdan boşanmanız yasak.
“Sevdiğiniz kişiyle evlenmeniz yasak.
“Boşandıktan sonra çocuklarınızı görmeniz yasak..
“Sosyal toplantılarda konuşmanız yasak.
“Kocasının ikinci bir kadınla evlenmesine itiraz etmesi yasak.
(Sözcü gazetesi alıntı)

Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Meksikan
Son giriş: 11 Ağustos 2021, 20:54
Toplam oynama: 151 gün, 4 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #43 : 29 Mart 2021, 11:18:31 »
Sözcü gazetesi aparlamış toparlamış kurcalamış atmış önünüze, çoğunu çarptırmış.
Ayetlerle cevap vereceksen tefsiyle birlikte cevap ver.

Spoiler:
-Kadınlar motosiklet, bisiklet kullanabilir lakin dikkat etmeleri gereken husus setr-i avret açısından bir tehlike oluşur mu, oluşmaz mı ona dikkat edecek. Bedeninin teşhir edilebileceği bir ortam ve şekilde bisiklet kullanmaz. Motosiklette arka tarafta oturacaksa da bacaklarını açıp oturmayacak, yan şekilde oturacak.

-Eğer Müslüman ve Allah'tan korkan bir kadınsan, başını kapatırsın. Kadınların örtünmesi emirdir.
"Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle! Baş ve boyunlarını örtmek için cilbablarını üzerlerine alsınlar."(Ahzab, 33/59).

-(Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmayanlarla konuşmayın!) [İbni Said]

-(Elbette ben kadınlarla tokalaşmam.) [Nesai, İbni Mace, Taberani]

Hazret-i Âişe validemiz de buyurdu ki:
(Resulullah, kendisine helal olan kadınlardan başka, hiçbir kadınla tokalaşmadı.) [Buhari, Müslim]
Kadınların da kendisine helal olmayan erkeklerle tokalaşması caiz değildir.

-Kadınların dövülmesine gelince,
"... (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür." (Nisa, 4/34).

Ayeti dümdüz okuyup, istediğiniz gibi anlamayın.
Spoiler:
1. MEŞRU SEBEP:

Kur'ân'da bu sebep "nüşuz" kelimesiyle ifade edilir. Türkçe meallerde umumiyetle hep "serkeşlik" olarak tercüme edilmiştir. Kelime Arapça'da yükseklik, tümseklik, sivrilik gibi mânalara gelir. Selef âlimleri kadınla ilgili olarak Kur'ân'da gelen bu tavırdan "kocasına isyanı, koku sürünmemesi, kocasını nefsinden men etmesi, kocasına daha önceki davranışını değiştirmesi, kocasına sevgisizlik izhar etmesi, kocasının tâyin ettiği evde oturmayı kabul etmeyip bir başka yerde oturması" gibi durumları anlatmıştır. Yani, "kocasına karşı olan vecibelerini yerine getirmemesi" diye hülâsa edebiliriz. Vecibe olmayan işlerdeki itaatsizlikten dolayı dövmeye hakkı yoktur; ev işlerini yapmaması gibi.

Veda Hutbesi'nde, kadını dövmeyi meşru kılan suç "nüşuz" kelimesiyle değil, "fâhiş" kelimesiyle ifade edilmiştir. Biz "çirkinlik" olarak tercüme ediyoruz. Bunu, dilimizde aynı kökten fuhuş kelimesiyle tercümeyi uygun bulmuyoruz. Çünkü fuhuş, zina mânasına gelir. Halbuki burada zinanın kastedilmiş olması mümkün değildir. Çünkü zinanın cezası recm denen "hadd-i zina"dır. Bunun dayakla geçiştirilmesi mümkün değildir. Öyle ise, bu hutbede geçen "fâhiş" kelimesini fuhuşla açıklamak ve böylece Kur'ân'da geçen "nüşuz" kelimesinin vuzuha kavuşturulduğunu söylemek uygun olmaz.

2. CEZANIN USÛL VE MİKTARI:

Kadın meşru bir sebeple dövülebilirse de bu, en son baş vurulacak yoldur. İlk önce, serkeşliği sebebiyle nasihat edip, tatlılıkla ondan vaz geçirme yolu aranacak. Bu müessir olmazsa yatağı ayrılacak. Bu iş, arkasını dönmek ve konuşmamak suretiyle gerçekleştirilir. Ayrı bir yatakta yatılır da denmiştir. Bu ceza da müessir olmazsa dayak meşru hâle gelmektedir.

İslâm burada da yenilik getirerek dayağın derecesini belirtmiş "çok acı verici olmaması"nı emretmiştir. Şu halde, İslâm, her devirde mevcudiyetini fiilen dünyanın her köşesinde muhafaza etmiş beşerî bir realiteyi ciddî kayıtlara bağlayarak kadınlar lehine ıslah etmiş, asgarî seviyeye, en az zararlı bir hâle getirmiştir.

Elmalılı Hamdi Efendi, dayakla ilgili yukarıda temas ettiğimiz ayet-i kerîmenin açıklamasını yaparken bir dipnot düşüyor. Buraya aynen kaydını uygun buluyoruz:

"Burada, 'Kadın dövülür mü?' diye bir soru vârid olabilir. Evet dövülmez, fakat bu ifadede kadın demek nâşize (serkeş), âsiye (isyankâr) karı demek olmadığı da unutulmamak lâzım gelir. Sırasına göre insanca olmak üzere bir kaç tokat, hissi isyan ile sukuta doğru giden hırçın bir kadına kadınlık şeref ü terbiyesini bahşetmek için güzel bir ders olabilir. Şair Ziya Paşa merhum: 'Nush ile yola gelmiyeni etmeli tekdir,/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.' demiştir."

"Zamanımızda Kur'ân'ın işbu "onları dövün" emrini sui tefsir ederek dillerine dolamak isteyen Avrupalılar görüyoruz. Fakat ne garib bir tesadüftür ki, biz bu âyetin tefsîriyle meşgul olduğumuz sırada bir Fransız mahkemesinin, kocası tarafından dövülmüş olan bir Fransız karısına ikame ettiği davaya karşı 'hırçınlık edip kocasını tehevvüre getiren bir kadının yediği dayaktan dolayı talâk (boşanma) dâvâsı ikamesine hakkı olmadığına' hükmettiğini gazeteler ilan ediyordu." (bk. Hak Dini Kur'an Dili, İlgili ayetin tefsiri)

-Kadının siyasetteki yeri ise;
Spoiler:
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ... [سورة النساء من الآية: 34]

"Allah'ın, bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve kendi mallarından harcamalarısebebiyle erkekler, kadınlar üzerinde hâkim ve kollayıcıdırlar."[4]

İmam Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- yukarıdaki âyetin tefsirinde şöyle demiştir:

 الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ... [سورة النساء من الآية: 34]

"Yani erkekler, onlara (kadınlara) nafaka verirler ve onlara infakta bulunurlar, onları müdafaa ederler. Yine erkekler içerisinde devlet başkanları, emirler ve savaşanlar vardır, kadınlar arasında bunlar yoktur."[5]

İmam İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- yukarıdaki âyetin tefsirinde şöyle demiştir:

 الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ... [سورة النساء من الآية: 34]

"Erkekler, kadınlar üzerinde hâkimdirler. Erkek, kadın üzerinde hâkimdir, onun reisidir. Büyüğüdür, onun üzerinde üstündür ve eğrildiği zamanda onu terbiye eder. Çünkü Allah, kimini kiminden üstün kılmıştır. Zira erkekler kadınlardan daha üstündürler. Erkek, kadından daha hayırlıdır. Bunun içindir ki peygamberlik, sadece erkeklere mahsustur.

Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in:

 لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمِ امْرَأَةً. [رواه البخاري]

"İşlerini (idarelerini) yürütmek için bir kadını başlarına geçiren bir topluluk asla felah bulmaz."[6]

Sözü gereğince, en büyük hükümranlık (devlet başkanlığı) da erkeklere âittir."[7]

2. Sünnetten deliller:

Ebu Bekra'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

 لَمَّا بَلَغَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ أَهْلَ فَارِسَ قَدْ مَلَّكُوا عَلَيْهِمْ بِنْتَ كِسْرَى قَالَ: لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمِ امْرَأَةً. [رواه البخاري]

"Persler (İranlılar), başlarına (ölen kral) Kisra'nın yerine onun kızını kraliçe olarak geçirdikleri haberi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştığında O şöyle buyurdu:

-İşlerini (idarelerini) yürütmek için bir kadını başlarına geçiren bir topluluk asla felah bulmaz."[8]

İmam Şevkânî -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:

"Bu hadis, kadının, velâyet ehlinden olmadığına bir delildir. Bir topluluğun onu kendilerine idareci olarak ataması (idareci makamına getirmesi) helal olmaz. Çünkü topluluğun, iflah olamamalarına sebep olacak şeylerden uzak durması gerekir."[9]

el-Mâverdî -Allah ona rahmet etsin- bakanlıktan bahsederken şöyle demiştir:

"Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü gereğince kadının bu makama (bakanlığa) getirilmesi câiz değildir:

 لَا يُفْلِحُ قَوْمٌ أَسْنَدُوا أَمْرَهُمْ إِلَى امْرَأَةٍ.

"İşlerini (idarelerini) yürütmek için bir kadına emânet eden bir topluluk felah bulmaz."

Çünkü bakanlık makamında, talep etme, azim ve kararlılık gibi, kadınlarda zayıf olan önemli hasletler vardır. Ayrıca vazifeye, görüşmelere ve faaliyete başlama gibi kadınlar için sakıncalı olan durumlar da vardır."[10]

İbn-i Hazm -Allah ona rahmet etsin- hilâfetten bahsederken şöyle demiştir:

"Hâlifeliğin kadına câiz olmadığı konusunda âlimlerin hiçbirisi arasında ihtilaf yoktur."[11]

Kuveyt menşeli "el-Mevsûatu'l-Fıkhıyye"de şöyle gelmiştir:

"Fakihler, en büyük imâmetin (devlet başkanlığının) şartlarından birisinin, erkeklerle biraraya gelip onlarla içiçe olması ve devlet işlerine kendisini adayabilmesi için devlet başkanının erkek olması gerektiği konusunda ittifak etmişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü gereği kadının velâyeti geçerli olmaz:

 لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمِ امْرَأَةً.

"İşlerini (idarelerini) yürütmek için bir kadını başlarına geçiren bir topluluk asla felah bulmaz."

Çünkü bu makama (hilâfet makamına), erkeğin tabiatına uygun olan tehlikeli ve zor işler, pek zor sorumluluklar emânet edilir."[12]

Değerli âlim Abdulaziz b. Baz'a -Allah ona rahmet etsin-:

"Kadının, kendisini devlet başkanlığına veya başbakanlığa veyahut da bakanlığa aday göstermesi konusunda hanif İslâm şeriatının hükmü nedir?" diye sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap vermiştir:

-Kadının (devlet idaresinde) bir makama getirilmesi veya müslümanların genel başkanlığına (devlet başkanlığına) seçilmesi câiz değildir. Nitekim Kur'an, sünnet ve icmâ buna delâlet etmiştir.

Kur'an'dan delil, Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:

 الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ... [سورة النساء من الآية: 34]

"Allah'ın, bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve kendi mallarından harcamalarısebebiyle erkekler, kadınlar üzerinde hâkim ve kollayıcıdırlar."[13]

Âyetteki hüküm, erkeğin velâyeti ve âiledeki hâkimiyeti konusunda geneldir. Genel başkanlık (devlet başkanlığı) ise bu konuda daha önce gelir.Bu hükmü te'yid eden husus, âyette belirtilen sebeptir ki bu, hükmetmek ve başkanlığa ehil olmak gibi, erkeğin akıl ve görüş bakımından üstün oluşudur.

Sünnetten delili ise, Perslerin, başlarına (ölen kral) Kisra'nın yerine onun kızını kraliçe olarak geçirdikleri haberi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştığında O'nun şöyle buyurmasıdır:

 لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمِ امْرَأَةً. [رواه البخاري]

"İşlerini (idarelerini) yürütmek için bir kadını başlarına geçiren bir topluluk asla felah bulmaz."[14]

Şüphesiz bu hadis, kadının, umumi emirliğe (başkanlığa) getirilmesinin haram olduğuna delâlet etmektedir. Aynı şekilde kadını bir bölgenin veya beldenin başına getirmek de haramdır. Çünkü bunların hepsi, umumi vasıftır. Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kadını işlerini yürütmek için başlarına geçiren topluluğun felah bulamayacağını belirtmiştir. Felah ise, zafere ermek ve iyilikler kazanmaktır."

[1] Nisâ Sûresi: 59

[2] Haşr Sûresi: 7

[3] İbn-i Mâce,hadis no: 12. Elbânî, 'Sahihu'l-Câmi', hadis no: 8186'da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.

[4] Nisâ Sûresi: 34

[5] Kurtubî Tefsiri, c: 5, s: 168

[6] Buhârî

[7] İbn-i Kesir Tefsiri, c: 1, s: 492

[8] Buhârî, hadis no: 4425

[9] Neylu'l-Evtâr, c: 8, s: 305

[10] el-Ahkâmu's-Sultâniyye, s: 46

[11] el-Fasl Fi'l-Milel ve'l-Ehvâi ve'l-Nihal, c: 4, s: 129

[12] el-Mevsûatu'l-Fıkhıyye, c: 21, s: 270

[13] Nisâ Sûresi: 34

[14] Buhârî

- Kadınların derneğe girmesi yasak diye bir kaynak atarsan sevinirim ona göre cevap vereyim.

- (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında kocası veya mahremi olmadan üç günlük ve daha fazla bir yola sefere çıkması helal olmaz.) [İbni Mace]

Spoiler:
Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının beraberinde babası veya oğlu yahut kocası veya kardeşi yahut nikâhı haram olan biri olmaksızın üç gün veya daha fazla süren bir yolculuğa çıkması helâl değildir.”1

Konu başka bir rivayette iki gün olarak ifade edilir. Şöyle ki:

Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetine göre;

“Resulullah'ın (a.s.m.) yanında kocası veya yakın akrabası olmaksızın kadının iki günlük yola gitmesini yasak etti.”2

Mesele bir başka hadis-i şerifte bir gün olarak da belirtilir. Şöyle ki:

Ebû Hüreyre’nin rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, yanında kendisine nikâhı haram olan biri bulunmadıkça, bir gün ve bir gecelik yola gitmesi helâl değildir.”3

Bu hadisi delil olarak getiren İmam Evzaî ve Ebü’l-Leys şöyle demektedirler:

“Kadın yanında mahremi olmadan bir günlük yola yalnız başına yolculuğa çıkamaz, fakat bundan az olan mesafeye tek başına gitmesi caizdir.”4

Bu hadislerin açıklamasında hadis âlimleri şu açıklamayı yaparlar:

Hanefi âlimlerine göre, bir kadın beraberinde kocası veya mahremi olan bir erkek bulunmadığı hâlde, üç günlük veya daha fazla mesafeye yolculuk edemez. Fakat bundan az mesafeye beraberinde bunlardan kimse olmaksızın yolculuk etmesi caizdir. Hidaye’de de, kadının yanında mahremi olmadan yolculuk müddetinden az olan mesafeye gitmesi mübahtır.5

İmam Aynî bu konuda şu sual ve cevaba da yer verir: Eğer dersen: Hz. Âişe (r.a. ) yanında mahremi olmadan yolculuğa çıkmıştır. Ulemadan bir cemaat, bunu delil olarak getirerek kadının yanında mahremi olmadan tek başına yolculuğa çıkabileceğini söylemişlerdir. Ben de derim ki:

“Hz. Âişe bütün mü’minlerin annesi olduğundan, o herkese mahremdi. Kiminle yolculuğa çıkarsa ona mahrem oluyordu. Diğer kadınlar için bu hüküm geçerli olmaz. Bu cevap Ebû Hanife’ye aittir.”6

Bütün bu rivayet ve nakillerden anlaşıldığına göre bir hanım, dinen üç günlük bir mesafe, yanında kocası veya babası, kardeşi, oğlu, amcası ve dayısı gibi mahremleri olmadan çıkamaz, caiz değildir. Fakat bundan az bir mesafeye yanında kimse olmadan da çıkabilmektedir. İmam Evzaî’nin ictihadına esas kabul ettiği bir günlük yola dahi hanımın çıkmaması, ihtiyat bakımından daha da önem taşımaktadır. Burada, belde dışı, şehir harici kasdedilmektedir. Şehir içi için hadislerde belli bir sınırlama bulunmamaktadır. Çünkü şehir içi yerleşim bölgesi olduğundan güvenlik bakımından yeterli kabul edilmektedir.

Ancak şehir dışı yolculuklarda bazan zaruri durumlar söz konusu olabilir. Hanımın mutlaka yola çıkması gerekmektedir. Günümüz şartlarında ise mümkün olan tedbirler alındıktan sonra, yola da tek başına çıkılamayacağına, yani otobüs, tren ve uçak gibi vasıtalar kullanılacağına göre, büyük ölçüde emniyet temin edilmiş olacaktır. Böylesi hallerde yola çıkmak mahzurlu olmasa gerektir. Zaten başta da ifade edildiği gibi, yola çıkma zarureti mevcuttur.

Kadının şehir içinde tek başına taksiye binmesi de yine bu çerçevede mütalâa edilebilir. Şöyle ki: Her ne kadar taksinin içi görülse de, tek başına taksiye binen hanım bir yerde şoförle başbaşa kalmaktadır. Bunun için arka koltuğa oturmayı tercih etmeli.

Diğer taraftan bazı art niyetli şoföre rastlamak mümkün olduğu gibi, rahatsız edici konuşmalara muhatap olmak mümkündür. Bir yerde bunun önüne geçmek için akıl ve feraset melekesini kullanmalı, bu gibi insanlarla karşılaşmamaya gayret etmeli.

Bununla beraber, eğer bir kadının tek başına yolculuk yapması gerekiyorsa, helal-harama dikkat etmek şartıyla, yolun ve yolculuğun güvenli olup olmadığına bakılarak karar verilebilir. Nitekim, Adiy b. Hatim’den nakledilen bir hadisten bu hükmü çıkarmak mümkündür.

İlgili rivayet ve detaylı bilgi için tıklayınız:

Bir kadın, erasmus, staj, lisans, yüksek lisans, doktora eğitimi için tek ...

Dipnotlar:
1 Müslim, Hacc: 423.
2 Müslim, Hacc: 416.
3 Müslim, Hacc: 421. Tirmizî, Radâ: 14.
4 Umdetü’l-Karî, 7: 130.
5 İbni Mace Tercümesi, 8: 69. Tuhfetü’l-Ahvezî, 4: 332.
6 Umdetü’l-Karî, 7: 128.

- Kadınların otel v.s;

Spoiler:
عن ابن عمر أن رسول الله - صلى الله عليه وسلم - نهى عن الوحدة ، أن يبيت الرجل وحده أو يسافر وحده

Abdullah b. Ömer’in (ra) rivayet ettiğine göre, Resulullah sallallahü aleyhi ve selem, “Bir kimsenin tek başına gecelemesini veya tek başına yolculuğa çıkmasını yasakladı." (Ahmed, Müsned, 2/91)

Nureddin el-Heysemi, bu hadisin bütün ravilerinin güvenilir olduğunu söyleyerek, hadisin sahih olduğuna dikkat çekmiştir. (Mecmau’z-zevaid, Hadis no: 13208)

Bu yasağın sebebi ve hikmeti, tek başına olmanın, korkuya, düşman saldırısına, hırsızlık veya her hangi bir hastalığa maruz kalmamak içindir.

Zira bir kimse ile birlikte bir arkadaşının olması; düşman saldırısına veya olabilecek bir hırsızlık girişimine karşı caydırıcı olabileceği gibi; aynı zamanda her hangi bir hastalığa karşı müdahalede bulunmak veya ilk yardımı sağlamak için de önemlidir. (Fethü’r- Rabbani, 5/64)

Hadisin açık manası, kadın-erkek ayırımı olmadan herkesi içine almaktadır.

Hadiste geçen yasaklama, haram anlamında değildir. Peygamber Efendimiz, buna ne kadar önem verdiğini göstermek ve insanları başlarına gelebilecek kötü durumlardan korumak için zaman zaman bu tür ifadeler kullanırdı.

Nitekim gece yolculuğuyla ilgili başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Eğer insanlar, yalnız başına yolculuk yapmakta ne sakıncalar olduğunu benim kadar bilselerdi, hiçbir binek sahibi (yolcu) gece yolculuğuna yalnız çıkmazdı.” (Buhârî, Cihâd 135)

Tek başına yolculuğa çıkmak özellikle gece yolculuğu yapmak, dün olduğu kadar bugün de dinî-dünyevî, sosyal ve psikolojik birtakım sakıncalar taşımaktadır. Bu sakıncalardan insanların bildikleri, tecrübe ettikleri vardır, bilmedikleri de vardır.

İşte bu hikmetlerden dolayı, Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), “Benim bildiğim sakıncaları insanlar bilmiş olsalardı...” buyurmak suretiyle, kendisinin bildiği ve fakat insanların idrak edemedikleri birtakım sakıncaların bulunduğuna işaret etmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm)’in bu ikazı ve yolculukta bir yol arkadaşına sahip olma tavsiyesinin elbette istisnaları vardır. Bilhassa harp zamanında istihbarat ve keşif görevi verilen kimsenin yalnız başına o göreve gitmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü görevin zaten kendisi tehlikeli ve yalnız başına yapılabilecek bir iştir.

Buna göre:

- Tek başına ve özellikle geceleyin yolculuğa çıkmak veya evde kalmak doğru değildir.

- Tek başına yolculuğun veya evde kalmanın dinî-dünyevî açıdan birçok sakıncası vardır.

- Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), ümmetini her konuda uyarmış ve onlara en uygun olan tavır ve davranışları göstermiştir.

- Geceleyin tek başına yolculuğa çıkmak veya evde kalmak sünnete uygun değildir.

- İsim koyma konusuna gelince, Dinimize göre evde son söz babanındır.  İsim koymada da son söz babanın olmalıdır. Anne ile istişare etmesi ise o erkeğin mü’min nezaketine sahip olmasıyla alakalı bir durumdur. İkinci evlilik için ‘iki eş arasında adalet’ şarttır. Bu adalet, sevgide olamaz, sağlanamaz da. Zira sevgi, fiziksel bir değer değildir. Diğer hususlarda tam bir adalet sağlamak gerekmektedir.

- Kadının çalışması
Spoiler:
Değerli hanım kardeş, ‘Müslüman kadın çalışamaz’ şeklinde bir kural koyamayız. Çalışmayı, rızık temin etmeyi erkeklere tahsis etmenin bir dayanağı yoktur. Kadın da çalışabilir, kazanabilir, servet sahibi olabilir. Sonunda da sadakalar veren, hayırlar yapan bir kadın olarak Rabb’ine gidebilir. Bunun hiçbir dinî engeli yoktur. Tekrar ediyorum: Kadının çalışmasının dinen bir engeli yoktur. Engel, kadının, kadınlığının zarar görmesindedir. Zira Müslüman toplumun, kadınını kaybetmesi ile topraklarını kaybetmesi arasında fark görmeyecek kadar önemli bir yerde görüyoruz kadını. Müslümanlar, kadınlarını iş yerlerine gönderdikten sonra nesil yetiştirme kabiliyetlerini zedelemektedirler. Bireysel şartlar, istisnai durumlar bu genel kuralı aşamaz. Kadının çalışması ile alakalı olarak şu üç tespiti yapabiliriz. Birinci tespit: Kadının fiilen bulunması zorunlu alanlar vardır. Tıp da bunların başında gelmektedir. Doğumu teşvik eden, önünde çocuk doğurmuş bir kadına, cepheden gelmiş bir gaziye dizilen övgüleri dizen, onun doğumuna katkıda bulunmaktan sevaplar uman bir ‘kadın doğumcu’ doktorun ne büyük bir hizmet yaptığını takdir edebiliyor musunuz? Sadece kadın doğumcular da değil. İnsan sıhhati ile alakalı her branş, kadının da o branşta bulunmasını gerektiriyor. Bunun için kadınların, zekâ ve özel şartları izin veriyorsa, Allah’ın Şeriat’ının aşılmadığı zeminlerde tıp öğrenmelerini ve ibadet niyeti ile bu işi icra etmelerini tavsiye etmekte bir sakınca görmüyoruz.
İkinci tespit: Kadının, şu veya bu nedenle çalışması zorunlu olabilir. Rızkını temin etme zorluğu veya kendisinin takdir edeceği bir zorunluluk, kadını çalışmaya mecbur edebilir. Bu da olur diyeceğimiz alanda kalmaktadır. Bu durumda Müslüman hanım, en zararsız, en az yıpratan işi tercih eder ve çalışır. Buna da zaruret dairesi içinde tutabiliriz.
Üçüncü tespit: Kadın çalışınca ne oluyor? Ya da kadının çalışmasını sürekli canlı bir konu olarak önümüze getirenler ne amaçlıyorlar? Bunu düşünmemiz gerekmez mi? Mesele sadece kadının da para kazanması ile sınırlandırılabilecek kadar basit görülebilir mi? Şu çıkmazlar, kadının çalışmasının ürünüdür; biz de bir mü’min olarak konuyu, daha geniş bir pencereden görmek zorundayız:
– Kadının çalışması, erkeğe göre daha narin olan bedeninin yıpranması demektir. İşin sekreterlik veya santralde görevli olması ile bu sonuç değişmiyor. Bedeni yıpranan kadın insanlık için bir kayıptır.
– Kadının çalışması, doğum oranının azalması demektir. Ne kadar doğurma yanlısı olursa olsun, çalışan kadın zor doğurur.
– Kadının çalışması, doğurduğu çocuğu istediği gibi büyütememesi demektir. Ya eksik büyütecek ya da anne olmayan birine çocuğunu büyüttürecek. Kreşe, anaokuluna ve okula annelik yaptıracak. Bu da olduğu gibi zarardır. Kimse, anne gibi anne olamaz.
– Kadının çalışması, eşi açısından yetersiz bir kadınla yaşama sonucunu getirecektir. Bu da, aile içi sorunları ateşleyecek, erkeği kadın düşmanı, kadını erkek düşmanı yapacaktır. Elinde, hesabında parası olan kadınla, eşinin kazancını yiyen kadının psikolojisi aynı değildir. Gencecik kızlar, daha baliğa olmadan boşandığında nasıl yaşayacağını hesaplayarak diploma sahibi olmayı düşünüyorlarsa önümüzde ciddi bir sorun var demektir. Neden ne olursa olsun, çalışan her kadın Ümmet için bir kayıptır. Meselenin bir de ahlâk boyutu vardır ki ona değinmeye gerek görmüyorum. Sıhhat ve afiyet içinde olmanızı dilerim.

- Kadınların çarşafına gelince ;
Spoiler:
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

 ... وَلا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ... [ سورة النور من الآية: 31]

"... zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermesinler..." (Nur Sûresi: 31)

Hiç şüphe yok ki bunun geneli, süslü olduğu takdirde görünen -dış- elbiseleri kapsar.

Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

لاَ تَـمْنَعُوا إِمَاءَ اللهَ مَسَاجِدَ اللهِ، وَلَكِنْ لِيَخْرُجْنَ وَهُنَّ تَفِلاتٌ  [ رواه أبو داود وصححه الألباني في إرواء الغليل]

"Allah'ın kadın kullarını, Allah'ın mescitlerine (gidip ibâdet etmekten) alıkoymayın! Fakat kadınlar, (Allah'ın mescitlerine giderken) güzel koku sürünmemiş halde (dışarı) çıksınlar."(Ebu Dâvûd, hadis no: 565, Elbânî, "İrvâu'l-Ğalîl"; s: 515'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

"Avnu'l-Ma'bûd" adlı kitabın yazarı (yukarıdaki hadisi açıklarken) şöyle demiştir:

وَهُنَّ تَفِلاتٌ : Yani "onlar (kadınlar) güzel koku sürünmemiş halde..."

Kadınlar,güzel kokularıyla erkeklerin şehvetlerini harekete geçirmesinler diye bununla emrolunmuş ve güzel koku sürünmekten yasaklanmışlardır.Güzel elbise, dışarıdan gözüken takı ve aşırı lüks olan zînet eşyası gibi, erkeklerin şehvetlerini harekete geçiren şeyler de güzel koku hükmünde sayılır."

Bundan dolayı müslüman kadınının, yabancı erkeklerin önlerine çıktığı zaman onların bakışlarını çeken nakışlı ve süslü elbiseler giymekten uzak durması gerekir.

İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi'nin fetvâlarında (c: 17, s: 100) bu konuda şu hüküm gelmiştir:

"Bir kadının, erkeklerin bakışlarını çeken (cezbeden) nakışlı ve süslü elbise giymesi câiz olmaz. Çünkü bu davranış, erkekleri baştan çıkarıp aldatan ve onları dînlerinden saptıran hareketlerdendir.Kadının bu hareketi, belki de kendisinin tecavüze uğramasına (namusunun çiğnenmesine) sebep olabilir.

Yine, İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi'nin fetvâlarında (c: 17, s: 108) bu konuda şu hüküm gelmiştir:

"Müslüman kadının elbisesinin (cilbabının) rengi,siyah olması gerekmez.Eğer kadının bütün bedenini örtüyorsa, giydiği elbisede erkeklere benzeme yoksa, kadının vücut hatlarını belli edecek kadar dar değilse, elbise, içerisini gösterecek şekilde şeffat ve fitneyi galeyana getirecek şekilde değil ise, bu takdirde dilediği renkte elbise giyebilir."

Yine, İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi'nin fetvâlarında (c: 17, s: 109) bu konuda şu hüküm gelmiştir:

"Kadınların dış elbiselerinin (cilbablarının) siyah olması gerekli değildir. Kadınlar, kendilerine âit olan renkte olması, yabancı erkeklerin bakışlarını çekmemesi ve fitneyi galeyana getirmemesi kaydıyla diledikleri renklerde elbiseler (cilbablar) giyebilirler. Günümüzde kadınların siyah renkli cilbabı tercih etmeleri, o rengin gerekli olmasından dolayı değildir. Bu rengi tercih etmeleri, ancak zînetten uzak olmasından dolayıdır.Sahâbe kadınlarının siyah renkte cilbab giydiklerini gösteren rivâyet de gelmiştir.

Nitekim Ümmü Seleme'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

لَـمَّـا نَزَلَتْ: يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ، خَرَجَ نِسَاءُ الأَنْصَارِ، كَأَنَّ عَلَى رُءُوسِهِنَّ الْغِرْبَانَ مِنْ الأَكْسِيَةِ.[ رواه أبو داود وصححه أبو داود في صحيح أبي داود ]

"... zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermesinler..." (Nur Sûresi: 31) âyeti nâzil olunca, Ensar kadınları, başlarının üzerinde kargalara benzeyen (siyah) elbiseler (başörtüler) oldukları halde dışarı çıkmışlardı." (Ebu Davûd, hadis no:4101.Elbanî, 'Sahih-i Ebî Davûd'da hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)

İlmî Araştırmalar ve Dâimî Fetvâ Komitesi'nin fetvâlarında (c: 17, s: 110) şöyle denmiştir:

"Bu hadis, sahâbe kadınlarının başlarının üzerine aldıkları elbesilerin siyah renkte olduğuna işâret etmektedir."

Allah Teâlâ, en iyi bilendir.

- Kadınlar da okuyabilir. Şimdiki iktidardan evvel başörtülü hiçbir şey serbest değildi.
Spoiler:
Ergenlik yaşında olan kızların başı açık olarak okumaları caiz değildir. Ancak kız çocuklarını başı açık okula gönderen aileleri, kızlarını diri diri toprağa gömen cahiliyye müşrikleri gibi görmek doğru değildir.

Mahremiyet konusunda kadın için haram olan şey:

1. Yabancı bir erkekle halvet halinde bulunması (kapalı bir yerde başbaşa kalmaları),

2. En müsamahalı Hanefi görüşüne göre eli ve yüzü dışında kalan yerlerini açması (Cumhura göre el ve yüzünü açması da haramdır),

3. Sesini cinsel duygular uyandıracak biçimde inceltmesi, yani kadınsı kadınsı konuşması (Azhâb, 33/32),

4. Süsünü teşhir etmesi,

5. Erkeğin avret yerlerine bakması, yüzüne şehvetle bakması (Nûr, 24/31), dokunması gibi şeylerdir.

Bunların hiçbirisinin olmadığı bir yer, üniversite de olsa kadın orada bulunabilir, okuyabilir. İşin en statik yönü budur.

Ancak eğitim için de olsa, karma (muhtelit) bir ortamda bunlardan en az birisinin bulunmaması, hemen hemen imkânsız gibi olduğundan, âlimlerimiz karma eğitime pek cevaz vermemişlerdir. Ne var ki, Türkiye şartlarında sakıncaları göz önünde bulundurarak tesettürlü olması halinde bile kızları üniversitede okutmamak, onları bu mahzurlardan kurtarmak anlamına gelmiyor. Çünkü toplumumuzda onun bulunabileceği diğer yerler de üniversitelerimizden pek farklı değil. Kur`ân kurslarında dahi erkek hocalar ders vermekte. Sokakların hali belli, televizyon sayesinde evlerin durumu açık.

Demek ki, önce ortamın İslâmî olmadığı görülmeli, işin takvâdan ziyade fetvâya baktığı bilinmelidir. Buna göre mesele genel bir fetvâ meselesi değil, fertlerin durumuna göre değişen özel bir fetvâ meselesidir. Takvâ ortamı gelince mesele yeniden gözden geçirilir.

- Kadının yüzü;
Spoiler:
Kadınların yüzleriyle ellerinden başka, sarkan saçları dahil bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise, bir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışında da avret değildir. Sağlam görüşe göre, ayaklar da avret sayılmaz. Çünkü ayaklarla yolda yürünür ve yoksullar için bunları örtme zorluğu vardır. Yine sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile kulakları ve salıverilmiş saçları da örtülmelidir.

"Kadınlar kendiliğinden görünen yerler dışında, zînetlerini göstermesinler." (Nûr, 24/31)

ayetinde kastedilen, zinetlerin takıldığı yerler olup, eller ve yüz bundan müstesnadır. Hadiste şöyle buyurulur:

"Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker." (Tirmizî, Radâ, 18).

Hz. Âişe (R.anhâ)'dan nakledilen; "Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez." (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160) hadisi saçları da kapsamına alır.

Kadının avret yeri dışında kalan el, yüz ve ayaklara şehvetsiz olarak bakmakla haram işlenmiş olmaz. Ancak şehvetle bakıldığı takdirde bakan kişi mesul olur. Kadın mesul olmaz.

“Hem Kur’ân merhameten kadınların hürmetini muhafaza için hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezîlenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp perdelerini yırtıp beşeri de baştan çıkarmıştır.”1

Toplumun bozulmasını netice veren sebeplerden birisi bu sözlerde ifade edildiği gibi, kadınların yuvalarından çıkıp ölçüsüz bir şekilde topluma karışarak, hürmete lâyık bir varlık iken ehemmiyetsiz bir eşya hâline gelmesidir. Bu durumdan kadınlar kendilerine olan hürmeti kaybettikleri gibi, toplum fertlerinin de bozulmasına sebep olmuşlardır.

Açık saçıklığın başını alıp yürüdüğü, hayâ perdesinin ayaklar altına alındığı bir zamanda, Müslümanın vazifesi daha da ağırlaşmakta, imanını muhafaza için daha çok titiz davranması gerekmektedir. Çünkü artık toplumumuzda kadının girmediği yer kalmamış gibidir. Çarşıda, pazarda, otobüste, vapurda, resmî dairelerde çoklukla bulunmaktadır. Bu vaziyet karşısında Müslümanın kendisini toplumdan ayrı ve uzak tutması, her şeyden el etek çekmesi düşünülemez. Fakat inancının icabı bazı prensiplere uymak durumundadır.

İnsanın kendisine yabancı olan kadınla, kadının da kendisine yabancı olan erkekle münasebeti sınırlıdır; belli ölçülere tâbidir. Rabbimiz mü’min erkek ve kadınlara şöyle buyurur:

“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar...”2

Bu âyetlerde açık bir şekilde, mü’min erkeklerin kendilerine yabancı olan nâmahrem kadınlara, kendilerine nikâhları düşen hanımlara; kadınların da kendilerine yabancı olan erkeklere bakmamaları bildirilmektedir.

- Yasaklanan bu bakışın sınırı ve mahiyeti nedir, nasıl olacaktır?

Âyette geçen “gözleri kapamaktan” maksat, gözleri kapatıp başı yere eğerek yürümek, dolaşmak değildir. Zaten bu şekilde davranmak da mümkün değildir. Bir insan tâbiî olarak karşılaştığı erkeği ve kadını görür, bakar. Ancak burada anlatılmak istenen husus, karşı cinse şehvetle, cinsî bir duygu besleyerek bakmaktır. Şehvetle bakmanın ölçüsü de, devamlı olarak birkaç sefer bakıp durmaktır.  Bu ölçüyü de Resul-i Ekrem Efendimizden (a.s.m.) öğrenmekteyiz. Bu hususta Hz. Ali’ye şöyle buyurmuşlardır:

“Yâ Ali, arka arkaya bakma! Birinci bakış hakkındır, fakat ikinci bakışta hakkın yoktur.”3

Karşı cins insanın gözüne iliştiği zaman, gözlerini ayırmadan bakıp durmamalı, başını çevirmeli. Böylece şehvetle bakma sınırına da yaklaşmamış olur. Çünkü umumiyetle fuhşun kapısı önce bakışla aralanır. Daha sonra diğer kapılar birbirini açar. Bu sebepten zinaya açılan ilk kapı böylece kapanmış sayılır.

Fahrüddin Râzi, tefsirinde Tevrat’tan şu cümleyi nakletmektedir: “Harama bakış kalbe şehvet tohumunu eker. Her şehvet de insanda derin hüzünler doğurur.”

Kalbe düşen her günah tohumu, müsait zemin bulup yeşerirse insanın mânevî hayatını tehlikeye sokar. Bir mâneviyat büyüğü olan Zünnün Mısrî’nin dediği gibi, “Gözleri günahlara kapamak korunmanın en güzel yoludur.”

Kendisini haramdan muhafazaya çalışan Müslümanın durumunu da Peygamber Efendimiz (asm) şöyle anlatmaktadır:

“Bir kadının güzelliği bir Müslümanın gözüne çarpar da ondan gözünü çevirirse, Cenab-ı Hak o Müslümana lezzetini kalbinde duyacağı bir ibadet bahşeder.”4

Bilindiği gibi erkeğin erkeğe ve yabancı kadınlara avret sayılan, göstermesi haram olan yerleri, müçtehidlerin ekserisinin görüşüne göre diz ile göbek arasıdır. Kadının da kendi mahremleri dışındaki erkeklere karşı avret sayılan, caiz olmayan yerleri el ve yüzün dışında kalan vücudunun tamamıdır.

Buna göre kadının, bir erkeğin vücudunun, göbekle dizi arası dışında kalan yerlerine şehvetsiz olarak ve tekrar edilmeden bakması caizdir. Erkeğin de, kadının el ve yüzüne şehvet hissi olmadığı takdirde bakması helâldir. Ancak cinsî bir zevk duyarak erkeğin veya kadının birbirlerinin bu kısımlarına bakmaları yasak sınırına girer.

İnsan, gerek iş hayatında, gerekse bazı zaruret hallerinde, kendisine yabancı olan kadına bakabilmektedir. Yukarıda, mealini verdiğimiz âyetin tefsirinde Tefsir-i Kebir sahibi Fahrüddin Râzi, bu zaruretleri şu şekilde tasnif etmektedir:

* İnsan, evlenmeye niyet ettiği kadının yüzüne ve ellerine bakabilir. Nitekim bir defasında Ebû Hüreyre, Peygamberimizin yanında bulunurken bir adam gelerek, Ensar kadınlarından birisiyle evlenmek istediğini söyler. Peygamberimiz, “O kadına baktın mı?” diye sorunca, o zat, “Hayır!..” der. Peygamberimiz tekrar, “Öyleyse git, ona bak, çünkü Ensar'ın gözlerinde bir şey vardır.”5 buyurur.

Bu hususta şehvetle de olsa bakılabileceği kaydı zikredilmektedir.

* Mahkeme huzurunda, hâkimin veya şahitlerin kadını tanımaları için bakmaları, caizdir. Çünkü burada bir haksızlığın giderilmesi ve bir hakkın yerine gelmesi bahis mevzuudur.6

Fetevâ-yi Hindiye’de şu cümleleri görmek mümkündür: “Fitne ve şehvetten korkulmadığı takdirde, kadının eline ve yüzüne bakmak mubahtır.”7

Yine el-Mühezzeb isimli eserde, “Zaruret olduğu takdirde bir tüccar, yüzü açık bir kadına bakabilir. Kötü bir niyet olmazsa Allah indinde mes’ul olmaz.”8 denilmektedir.

Kaynaklar:

1. Sözler, s. 381.
2. Nur Sûresi, 24/30-31.
3. Ebû Davud, Nikâh: 43; Tirmizi, Edeb: 28.
4. Müsned, V/264.
5. Müslim, Nikâh: 74.
6. et-Tefsîrü’l-Kebîr, XXIII/203.
7. Fetevâ-yı Hindiyye, V/329.
8. el-Mühezze, II/34.

- Kadının boşanma hakkı
Spoiler:
Boşama yetkisini elinde bulunduran kocanın, bu yetkisini, nikâh akdi sırasında veya evlilik süresi içinde karısına veya bir başkasına devretmesi mümkündür. Buna “tefvîz-i talak” denir. Tefvîz, nikâh akdi esnasında olabileceği gibi, evliliğin devam ettiği bir zamanda da yapılabilir.

Nikâh akdi esnasında tefvîz olacaksa bu, kadının o sırada bu hakka kendisinin de sahip olmasını şart koşmasıyla olur. Kadın bu hakka nikâh kıyılırken mesela “boşama yetkisi elimde bulunup, dilediğim zaman kendimi boşama şartıyla evleniyorum” demesi ve erkeğin de bunu kabul etmesiyle sahip olur.

Yani talakın devri teklifinin önce kadın tarafından yapılıp erkeğin daha sonra kabul etmesi gerekir. Bu şekliyle boşama yetkisini alan kadın dilediği zaman boşanabilir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 423 vd. ;İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 551, 552, 573).

Tefvîz-i talâk, evlilik devam ederken de olabilir. Erkek, eşine, “Sen muhayyersin. Beni veya boşanmayı tercih edebilirsin. İstersen kendini boşayabilirsin, evliliğe devam konusunda karar senin.” gibi sözler ile boşama hakkını verebilir. Kadın bu tür sözlerle kendisine verilen boşama yetkisini aynı mecliste kullanmazsa hakkını kaybeder. Ancak boşama yetkisi “kendini her ne zaman istersen boşayabilirsin” gibi umumi bir ifade ile verilirse, kadın bu hakkı sözün söylendiği meclisle sınırlı olmadan istediği zaman kullanabilir (İbnü’l-Hümam, Feth, IV, 68-71).

Kadın, ister nikâh esnasında isterse evlilik devam ederken elde ettiği boşanma yetkisini kullanmak zorunda değildir. Kadın kocasının verdiği bu yetkiyi baştan kabul etmeyeceği gibi, sonradan kendi rızasıyla da iade edebilir. Bu yetkiyi kocasına iade eden kadın tefvîz yoluyla elde etmiş olduğu boşanma hakkını yitirmiş olur (Bilmen, Kâmus, II, 259).

İmam Şâfiî’ye göre ise tefvîz vekâlet gibidir. Kadın, kendini boşamadıkça erkek istediği zaman onu azledebilir (Remlî, Nihâyetu’l-Muhtac, VI, 440).

Kaynak: Diyanet Fetva Kurulu
- Kadının sevdiğiyle evlenmesi
Spoiler:
Erkeğin kadına, kadının erkeğe meyletmesi, yeryüzünde insan neslinin sürekliliği için ve aile içinde sevgi ve huzur oluşması amacıyla yüce Allah’ın insanlar arasında yarattığı bir fıtrattır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[2]

Erkeğin kadın cinsine meylinden dolayı kınanmaz.

İbn Kayyım rahimehullah şöyle dedi: “Kadın sevgisinde, seven kişi kınanmaz hatta bu erkeğin kemali ve olgunluğundandır.”[3]

Buna kanıt olarak şu hadistir: Enes radiyallahu anhudan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Bana, (dünyanızdan) koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı." [4]

Bir erkeğin kalbi evlilik dışında yabancı bir kadına bağlanırsa bu sevgiden kurtulmaz zor olur. Bu nedenle şeriat bu tür bağımlılıklara sebep olacak şeyleri ve nedenleri sakındırmıştır. Aşk ve bağımlılık genellikle gözü haramlardan sakındırmaması, haram olan şarkıları dinlemek, tahrik edici görüntüleri izlemekte dolayı oluşmaktadır. Özellikle kalbi Allah’ın zikrinden uzak ve zayıf kalplerde daha hızlı yerleşir.

İbn Kayyım rahimehullah şöyle dedi: “Aşkın ilkeleri ve sebepleri sorumluluk altındadır. Çünkü bakmak, düşünmek ve sevgiye maruz kalmak seçmeli bir husustur. Sebepleri yerine getirdiği anda sebepten dolayı meydana gelen sonuçların isteğiyle olmamaktadır. Bu konu içki içmekten dolayı oluşan sarhoşluğa benzer. Nitekim sarhoşluk etkisi olan bir şeyi almak insan elinde olan ve seçmeli bir husustur. Ancak bu maddeyi aldıktan sonra oluşan sarhoşluk onun elinde olan bir şey değildir. Madem sebep kişinin elinde olan bir husus ise elinde olmayan sonuçlardan dolayı mazur olamaz. Nasıl ki sarhoş olan mazur görülmüyorsa aynı şekilde bu olaya maruz kalan mazur değildir.

Şüphesiz bakışları kesmemek, sürekli düşünmek; sarhoşluğa neden olan maddeleri almak konumundadır böylece neden olan sebep için kınanır.[5] Evet bazı vakitlerde kişi mazur olabilir, kalbine düşen aşktan dolayı kınanmaz bu durum eğer aşık haram olan bir şey yapmamışsa, veya kişi bir kadınla evlenip onu severse ancak kadın bunu istemeyip boşanmaya çalışıyor ve boşanmışsa buna rağmen kalbi ona bağlı kalıyorsa bu kişi mazur olur.

İbn Kayyım rahimehullah şöyle dedi: Haram olmayan bir nedenden dolayı aşk oluşursa aşk sahibi kınanmaz. Bunun örneği kişi boşandığı eşi veya cariyesine aşık ve bağlı olarak kalmasıdır. Kişi bu durumda kınanmaz.

Aynı şekilde kişi gözünü çevirdiği halde ani bir bakışla elinde olamadan aşk kalbine yerleşirse kişi mazur olur. Ancak bununla mücadele etmesi gerekir bunu kalbinden uzaklaştırması gerekir, ama buna rağmen gücü yetmiyorsa kınanmaz.[6]

İkincisi: erkek belirli bir kadına meylederse doğru çözüm bu kişinin söz konusu kadını şer’i ve olabilirlik  çerçevede istemesidir.

Bu konuya kanıt ise Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Berira’nın Muğis’e dönmesi için yaptığı aracılıktır.

İbn Abbas radiyallahu anhu’dan rivayet edildiğine göre: Berira’nın eşi bir köle olup ismi Muğis idi. Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Muğis’in Berira etrafında dolanıp ağladığını gördü ve gözünden yaşlar akıp sakalına karıştığını seyrediyordu. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Ey Abbas! Muğis’in Beriraya sevgisi ve Berira’nın ondan hoşnutsuzluğuna şaşırmıyor musun? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Berira’ya: Keşke ona dönseydin. Dedi. Berira: Ey Allah’ın resulü bana emir mi veriyorsun?  Allah resulü: hayır, sadece aracılık yapıyorum. Berira: Benim ona ihtiyacım yok. Dedi.[7]

Söz konusu kişi ile evlenmesi mümkün değilse, Allah’a yalvarıp onun sıkıntısını gidermesi için dua eder. Kişi sabreder ve bu olayın onun için imtihan olduğuna dikkat etmesi gerekir. Şayet sabrederse ona büyük bir mükafaat vardır.

İbn Teymiye rahimehullah şöyle dedi: “Kişi aşkla imtihan edilirse iffet ve sabır gösterirse takvadan dolayı ecir alır…. Bilindiği üzere kişi, bakış, söz ve eylem olarak haramlardan sakınır bunu da gizlerse, amacı haram olan bir şeyde konuşmamak, haram olan bir şeyi açığa vurmamak,  aşık olduğu kişiye mesaj göndermemek olursa ve kalbindeki aşkın acısına dayanırsa buna ve masiyetin acısına sabreder se kişi Allah’tan korkan ve sabredenlerden olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: “ Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi[8]. [9]

Üçüncüsü: Soruda, evlilikten önce sevginin çözümü ya evlilik veya Allah bir şeyi takdir edinceye kadar bunu gizlemek ile ilgili delil getirilen ayete gelince; şüphesiz ayet, kocası ölen ve iddet aşamasında olan kadınlar hakkında inmiştir. Zira bu kadınla evlenmek isteyen kişi açığa vurmadan evlilik isteğini farklı bir şekilde iletebilir, aynı şekilde isterse bunu kalbinde gizler iddet süresi bitiminde açık bir şekilde evliliği isteyebilir.

Ayetin zahirine göre bahsi geçen konu ile ilgili delil getirmede sakınca yoktur. Her kimin kalbine bir kadın sevgisi düşerse onu istesin ancak bir engel varsa bunu kalbinde gizler taki bu engel aşılıncaya kadar bekler.Ancak bu harama neden olan bir şey olmaması gerekir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Fakat onlara (örf ve adete uygun) bir söz söylemeniz hariç (üstü kapalı evlenme isteğiniz dışında)[10]

Şer’i açıdan yasak olan bir söz söyleyesi caiz değildir.

Sevdiği kişiye açıkça sevdiğini veya aşık olduğunu söylemek iyi bir söz söylemiş olamaz bilakis kötü bir şey söylemiş olur. Çünkü bu sözle karşı tarafı birleşmeye arzulatmıştır. Şayet evliliğe gücü yetmezse sorun daha da büyük olur. İşte buradan şeytan girer, madem helal yolu kapalıysa sadece haram yolu kalır. Ancak evliliğe gücü yetiyorsa, kadını arzuluyorsa, bunu açık söylesin ve velisinden istesin.

[2] Rum, 21

[3] El Da ve deva, Sevgilim,552

[4] Nesai,3940. Elbani sahih demiştir

[5] Ravdatul muhibbin, 225

[6] Ravdatul muhibbin, 225-226

[7] Buhari, 5283

[8] Yusuf, 90

[9] Mecmu el Fetava ,10/133

[10] Bakara, 235

- Boşandıktan sonra çocuğun velayeti öncelikle kadına verilir.
“Babası beni boşadıktan sonra, şimdi karnımda taşıdığım, göğsümden içirdiğim ve kucağımda büyüttüğüm oğlumu benden almak istiyor.” diye şikayette bulunan bir kadına “Sen evlenmediğin sürece çocuğu almak senin hakkındır.” (Ebu Davud, Beyhakî ve hakim rivayet etmiştir, bk. el-fıkhu’l-İslamî, VII/720)

- İkinci evlilik konusuna gelince ise;

Spoiler:
Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek, eşler arasında davranış, geceleme, adalet, giyim, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiç bir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve ikinci bir evliliğe ihtiyaç hissediyorsa evlenmesi caizdir. Aksi durumda ise nikahın geçerliliğine mani olmasa bile adaleti tesis etmediği için günaha girmiş olur. Eğer bu şartlara riayet etmezse haram işlemiş ve kul hakkına tecavüz etmiş olur.

Allah, Kur'an-ı Kerim'de birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle gerekli olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın nerdeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz.

Bununla beraber ikinci bir evliliğin zorunlu olduğunu düşünen birisinin de şahitler yanında nikah kıyabileceğini ve akrabalarına haber vermesinin farz olmadığını ifade edelim.

Çok eşlilik İslam'ın getirdiği bir sistem değildir. İslam öncesi dünyada yaygın olan ve sınır tanımayan bir şekildeydi. Kadının zaten hiçbir konuda fikir beyan etmesi bile mümkün değildi. İslam dini böyle bir ortamda ortaya çıktı ve bu çok eşliliği yirmi-otuzdan dörde indirdi. Buna da çeşitli şartlar getirdi. Bu konuda eşler arasında adaletin sağlanması gibi ağır şartlar getirdi. Aksi takdirde bir hanımla evlenmenin daha sağlıklı olacağını tavsiye etti.

İslam dininin çok evliliğe ruhsat vermesinin önemli hikmetleri vardır. Toplumlarda azımsanmayacak derecede var olan hastalık, iki cins arasındaki nüfus orantısızlığı gibi faktörler bu hikmetlerden bir kaçıdır. Örneğin, Batı medeniyetinde, hanımı felç de geçirse, deli de olsa, bir erkek ikinci bir hanımla evlenemez. Bu sebeple de gayrimeşru yolların kapısını açmak zorunda kalmıştır. Genellikle erkekler savaşa katılırlar. Bu savaşlarda erkeklerin ölmesi ve –özellikle ahir zamanda- bir hikmete binaen doğumlarda kız çocukların sayısının daha fazla olması kadınların ister istemez bekâr kalmasına sebep olmaktadır. İşte, gerek ağır ve müzmin hastalıklar sebebiyle olsun, ister kızların sayıca daha fazla olmasından dolayı olsun, bazen çok evlilik zorunlu hale gelebilir. Aksi takdirde, aile yuvası bir yandan erkek için cehenneme dönerken, diğer yandan birçok kadın, bu kutsal evlilik hakkından mahrum kalır. Bu ise, toplusal barışı zedelediği gibi, ahlâkı da deforme eder.

İşte İslam'ın çok evlilikle ilgili verdiği ruhsat bu yaraları tedavi etmeye yöneliktir. Bu asırda, mümkün oldukça, fertlerin tek evlilikle yetinmeleri daha uygundur. Bu  durum onları zulümden, mutsuzluktan, hukukî yönden illegal eş ve çocuklarının haklarını zayi etmekten korur. Çok evlilik söz konusu olduğu takdirde, formel hukuk açısından eski eşinden izin alması gerekmiyorsa da, ailede saygı ve sevginin devamı adına böyle bir izin ve rızanın alınması daha uygun düşer.

Spoiler:
Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır." (Nisa, 4/3)

Ayette açıkça görülmektedir ki, birden fazla -iki, üç, nihayet dört- kadınla evlenme; mutlaka yapılması gerekli farz ve vacib kabilinden bir emir değil, bir müsaadedir. Ancak bu izin, kadınlar arasında tam bir adalet yapmaya bağlanmış, Bir tek zevce ile yetinmenin, adalete en yakın ve en doğru yol olduğu belirtilmiş; adaleti yerine getiremeyeceğinden korkanın, tek kadınla yetinmesi emredilmiştir.

ÇOK EVLILILIK KONUSUNDA ISLAM PRENSIPLERI

1) Adetin sınırlandırılması: Cahiliye devrindeki erkeğin hudutsuz evliliğine sınır getirilmiş. Bu ayetin nuzulünden sonra Resulullah (asm)'ın emriyle dörtten fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar.

2) Eşler arasında adaletin gözetilmesi: Zevceler arasında adalet, yedirme, içirme, giydirme, barındırma, kocalık muamelesi, sevgide gösterilecektir. Yalnız şu varki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi, imkansız denecek kadar zordur. Kadının çeşitli fiziksel ve ruhsal özellikleri sevginin derecesindeki farklılıkları meydana getirecektir. Erkek ne kadar eşitlik konusunda çaba harcasa da bunu başarması imkansız derecesindedir.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Nisa, 4/129)

Bu ayet-i kerimeyle Cenab-ı Hak erkekleri kadınlarına sevgi ve muhabbet hususunda mutlak bir eşitlik göstermekten afvetmiş. Sadece erkeğin bir tarafa bütün bütün meyledip ötekinden yüz çevirmesini yasaklamış, elinden geldiği kadar eşit davranmaya çalışmasını emretmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm) birden fazla evlilik konusunda şu önemli ikazı yapmıştır:

"İki zevcesi olup da birine tamamen meyledip diğerini ihmal eden kimse, kıyamet gününde, bir yanı felçli olarak gelir." (İbn-i Mace, Nikah, 47; Mişkâtü’l-mesabih, 2/196)

Kadın, yaratılışı itibariyle erkeğini normal şartlar altında ikinci bir kadınla paylaşmaya razı olmadığı gibi, hiçbir kadın da mecbur kalmadan evli bir erkekle hayatını birleştirmek istenmez.

Çok (dörde kadar) evliliğin hak olduğuna inanmak imanın gereğidir. Ancak, buna inanmak kadının, kocasının kendi üzerine evlenmesini onaylayarak rıza göstermesi, tasvip etmesi zorunluluğunu getirmez.

Hiçbir mümin babadan da kızı üzerine damadının ikincisi, üçüncüsü veya dördüncü kadını almasını olgunlukla karşılaması beklenemez. Kadının kıskançlık fıtratı ve babalık şefkati buna engeldir.

Nitekim Peygamberimizin (asm)  kızı Hz.Fatıma (r.anha), kocası Hz. Ali (ra)'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesine karşı çıkmıştır. Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz.Fatıma (r.anha)'nın, kocasının ikinci evliliğine karşı çıkması caiz olmasaydı, Allah Resulü (asm) onu ikaz eder, kocasının arzusuna boyun eğmesini emrederdi. Halbuki durum öyle olmamış, bilakis kızının üzüldüğünü gören Allah Resulü (asm), damad (asm)ı Hz.Ali (ra)'nin bu arzusundan vazgeçmesini istemiş, eğer vazgeçmezse ancak Fatıma (r.anah)'yı boşadıktan sonra evlenebileceğini bildirmiştir. Hz.Ali (ra)'nin Fatıma (r.anha)'nın üzerine evlenip onu üzmesine razı olmamıştır.

Allah Resulü'nün (asm) bu davranışında, Müslüman kız ve babalarının damadın ikinci evliliğine karşı çıkabilecekleri hususunda ruhsat vardır denilebilir.

Sözün özü: İslam çok evliliği ne emir ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Zaten yukarıdaki olayı naklettikten sonra diyecek bir şey olmasa gerek.

(Bu yazının hazırlanmasında büyük ölçüde, Mehmet DİKMEN tarafından kaleme alınan "İslam'da Kadın Hakları" isimli eserden ve Merhum Elmalı'nın Tefsirinden yararlanılmıştır.)

Çevrimdışı Kratos78

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Arthur Bryne Lv.24
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 08 Eylül 2024, 20:55
Toplam oynama: 170 gün, 22 saat
Birlik: (Yok)
David Lemina Lv.24
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 06 Mart 2024, 21:12
Toplam oynama: 1 gün, 22 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #44 : 29 Mart 2021, 11:27:55 »
asacaz kesecez zihniyetle atatürke tapmalıyım zihniyet arasındaki tek fark zıt görüşleri savunuyor olmasıdır iki tarafında iq su muzla yarışır

Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Meksikan
Son giriş: 11 Ağustos 2021, 20:54
Toplam oynama: 151 gün, 4 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #45 : 29 Mart 2021, 11:46:29 »
asacaz kesecez zihniyetle atatürke tapmalıyım zihniyet arasındaki tek fark zıt görüşleri savunuyor olmasıdır iki tarafında iq su muzla yarışır

boş beleş konuşmanın lüzumu yok

Çevrimdışı #Cyborg

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Noah Brown Lv.11
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 23 Temmuz 2021, 13:51
Toplam oynama: 15 gün, 3 saat
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #46 : 30 Mart 2021, 14:18:07 »
Karınız eğer size itaat etmiyorsa onu nazikçe dövün

Çevrimdışı #Cyborg

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Noah Brown Lv.11
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 23 Temmuz 2021, 13:51
Toplam oynama: 15 gün, 3 saat
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #47 : 30 Mart 2021, 14:34:13 »
12 yaşındasınız ve yorumları anlamıyor musunuz?

Eğer şeriat ülkesinde bir kızsanız hayat sizin için kötü olur. Eğer ülke kralından nefret ediyorsanız kellenin kafanda olup olmadığını kontrol etmen gerekir. Dininiz size mantıklı gelemiyorsa  toprağın içine sokulup taşlanırsınız ya da idam edilirsiniz.  Erkeklerden hoşlanmıyor musun?  :kurukafa:    Canın sıkıldı ve sahilde dolaşmak mı istiyorsun? Tabiki de hayır dostum yanında kocan veya aile üyeleri olmak zorunda. Biri sana komplo kurarak hırsızlıkla mı suçladı? Ellerine veda etsen iyi olur. Eğer babanın gemesi, yatı, tekneleri, şirketi, fiyat doblosu, 46 devesi var ve vefat mı etti? Sadece 1 deve alma hakkın oluyor.

Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Meksikan
Son giriş: 11 Ağustos 2021, 20:54
Toplam oynama: 151 gün, 4 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #48 : 30 Mart 2021, 14:51:10 »
Karınız eğer size itaat etmiyorsa onu nazikçe dövün

böyle bir şey yazacağını bildiğim için tefsiriyle birlikte cevap vermeni yazdım. 12 yaşında mısın? okuduğunu anlamıyor musun?

Çevrimdışı TraX has left

Oyuncu
Instagram:
Discord:
RockstarTR:
Facebook:
Youtube:
Twitter:
Twitch:
Spotify:
Cinsiyet: Erkek
Köken: Amerikan
Son giriş: 30 Mart 2023, 18:57
Toplam oynama: 31 gün, 12 saat
Birlik: (Yok)
Ynt: Cahil kesimin hızla artması.
« Yanıtla #49 : 30 Mart 2021, 16:35:09 »
ASTTASAK ve SUTASAK yönergelerinden Atatürk adı ile "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda" cümlesi çıkartıldı .d
Askeri öğrenci yetiştirmek üzere eğitim veren bütün kurumlara girişte irticai faaliyetlere katılmamış olma şartı kaldırıldı .d

Daha geniş kapsamlı ve günümüze uygun düzenlemeler olduğu iddia edilerek orduda bile Atatürk'ün izleri silinmeye çalışılıyor, şanlı yuvalara şeriatçılar tarikatçılar dolduruluyor. Kaçın kurtarın kendinizi bunlar yakında kafamızı uçurur. Yabancı ülkede çekilecek yalnızlıktan kültür şokundan falan bahsederdim ama artık umurumda değil fırsatı olan kaçsın gitsin bu ülkeden.