Bölüm 1 - BaşlangıçÇocukken bile ilginç bulduğum şeylerden biri, iyi ve kötü arasında savaşlar olduğu düşüncesiydi. Her gün, kötü günlere karşı aktif olarak bir savaş veriyoruz. Ve hayatımızda şeytani etkiler var, bu yüzden tetikte olmalıyız. O yüzden bir çocukken bir durum bir yandan dünyayı çok korkutucu bir yer yapıyordu. Diğer yandan dünyayı çok daha heyecan verici bir yer yapıyordu. Annem genç yaşta ben daha çocukken göğüs kanserinden öldü. Belirsiz bir şekilde Hristiyan mezhepleriyle büyümüş, ölüm döşeğindeyken çeşitli inançlardan kişileri kendiyle dua etmeleri için çağırmıştı. Bazılarının annemin manevi kurtuluşu, yani ölürken bile kendi inançlarının bir üyesi olması için dua ettiklerini farkettim. Bazıları ise sadece hastalıktan kurtulması ve acılarından kurtulması için dua etti. Manevi kurtuluşa erişme ve özgürlüğe, diğer dünyaya karışma meselesi beni gerçekten etkilemişti. Beni o zamandan beri ilgi duyduğum tüm hikayelere bu yönlendirmiştir. Yirmili yaşlarımın başında, din hakkında yazmaya karar verdim. New York'ta yaşıyordum ve bir kitap üstünde çalışıyordum. Eski bir arkadaşımın, Mike isimli birisinin şehirde olduğunu öğrendim. Mike üst tabakadan bir aileden parlak biriydi ve hayatında iyi bir yol çizmişti. Nişanlanmıştı ve finans sektöründe kariyer yapıyordu. Fakat sonra her şeyi bıraktı ve ailesinin bir tarikat olduğundan endişe ettiği bir gruba katılmak için ülkenin başka bir ucuna taşındı. Birden her şeyden el etek çekti. Ailesi din hakkımda yazdığımı biliyor ve benim onu bir tarikata yönlendirdiğimi düşünüyordu. Haklıydılar da, Mike'ı bir tarikata yönlendirmiştim. 11 Eylül'den hemen sonraydı, Mike'ın oraya gitmesinin sebebi ise Sekülerizm'in harabelerini araştırmasıydı. Mike'a katılmadan önce bunun "İyi ve kötü arasında bir savaş olduğunu görüyoruz." demiştim, artık o da bizden birisiydi.
Bölüm 2 - SeçilmişAnnem öldükten sonra, babam beni daha çok dine yönlendirmişti. Artık daha çok küçük yaşlarda manastıra gidiyor, babamı gün içerisinde hiç göremiyordum. Manastırdayken, din ve tanrı gibi kavramları öğrenmeye başladım. Manastırda, iki tek heceli kelime vardı. "Sonsuza kadar duyduğun şeyi dinle, fakat dinlediklerini zaman geçtikçe farkedeceksin. Hayatın ne kadar zorlaşırsa, o kadar itaat edeceksin. TANRIYA GÜVEN." Manastırda bunu öğrendim, elbette geleceğinde ne olacağını bilemezsin, belki her şeyi kaybedebilirsin. Veya her şeyi değiştirebilir ve kazanabilirsin." Ben her şeyi değiştirecektim, manastırdaki içini boğan kapalı odalarda yedi yıl kaldım. Burada en yalnız koşullarda bile yaşarken, Tanrı benim arkadaşımdı. Burada benden büyük bir sürü insan vardı, yıllarca onlardan eğitim aldım. Buradan çıktıktan sonra, babamla ilk kez görüşecektim. Sanki hayatımda hiç etkisi olmayan birisi gibiydi, babam bile olsa onu onca yılın üzerinden farklı bir şekilde görüyordum. Babamla görüşmeye gittim. Babam bana hiçbir şey söylemedi, sadece şunu söyledi. "Al şu parayı, üniversiteye git." Din üzerine bir üniversiteye gittim, fakat aklımda bir soru vardı. Babam bu kadar parayı nereden buluyordu? Üniversite'de en başarılı öğrenci olarak yıllarımı geçirdim. Üniversite'de mezuniyet töreninde, üniversitenin dışında siyah bir lüks otomobil bulunuyordu. Diplomayı aldıktan sonra, birisi acilen beni arabaya bindirdi. Acaba ne oluyordu? Babamla üniversite yılları içerisinde iletişim kurmuştuk, fakat sayısı üçü geçmez. Sürücü koltuğunun yanındaki adam da kimdi? Bakışlarımı etrafa doğru çevirirken bir ses duydum. "Oğlum." Bu babamdı! Ama dur, biz Brooklyn köprüsünü geçtik? Nereye gidiyorduk? Aklımdan geçen sorular bunlardı, babama doğru yaklaşıp sakin bir ses tonuyla şunu sordum. "Baba nereye giriyoruz?" Babam göreceksin dedi, zamanla New York dışına çıktık ve Washington DC'ye kadar uzun bir yolculuk yaptık. Beni bir lüks apartmana soktu ve bir odaya girdim. Odada çift ten rengi desenli koltuklarda oturan bir adam vardı, biraz yaşlı gibiydi. Bana oturmamı söyledi, oturdum. Etraf boğuk ve karanlıktı, ışıklandırma yetersizdi. Oturduğum anda bana ilk şu soruyu sordu. "Kız arkadaşın var mı?" Mezun olmadan önce, kız arkadaşımla ayrılmıştım. Yaşlı adama olduğunu söyledim, fakat bugün ayrıldığımızı belirttim. Hristiyan olup olmadığını sordu, evet Hristiyan'dı dedim. Ebeveynlerimi sordu, annemi söyledikten sonra babamı söylememi istemedi. Neden istememiş olabilir ki? Adama buranın neresi olduğunu sordum. Adamın cevabı ise, Babanın bir grup kaptanı olduğu
"Kardeşlik Evi."Bölüm 3 - Kardeşlik EviBabam bir tarikatın üyesiydi, yıllardır onu ondan göremiyordum. Bir anda şaşkınlıktan on saniye kadar durakladım, ardından hemen toparlanıp adama doğru döndüm. "Harika." Diğer soruları sormaya başladı, daha sonra anladım ki bırakmaya meyilli olup olmadığımı tespit ediyordu. Ve ona dürüstçe cevap verdim, din hakkında bir kitap yazacağımı açıkladım ve din hakkında ilerlemek istediğimi söyledim. Adam beni nazikçe karşıladı ve kabul edildiğimi açıkladı. Sanırım bir hafta sonrasıydı, testi geçmiştim. Gidip onlarla birlikte yaşamama izin çıkmıştı, artık onların deyimiyle kardeşleri olabilirdim. Kardeşlerden bir grup beni almaya geldi, beni arabayla nehrin karşısına Virginia'ya götürdüler. Bu Washington'un banliyölerinden birisiydi ve burada bir çok üst yetkili kişi yaşıyordu. Georgia tarzı bir malikanenin yanından geçtik, lükse şaşa kalmıştım. İçeriye doğru girmeye başladım ve içeride benim yaşlarımda bir çok genç vardı. Müzik aletleriyle şarkılar söylüyor, yemek yiyor ve masa oyunu oynuyorlardı. Bir an gülümsedim ve şaşırdım. Kardeşliklerden birisi beni tanıttı, içeride her şey vardı. Fakat bira yoktu, Tanrıya adanmış bir kardeşlik eviydi. Beni odama yerleştirdiler. Evde dünyanın her yanından, hayatın her alanından adamlar vardı. Dindar olan, olmayan, şüpheci, sorgulayan. Herkes o evdeydi, siyahından tutun beyazına kadar. Fakat herkesin ortak noktası vardı; "Din." içeride küfretmek, içmek, seks yapmak ve benzillik yasaktı. Et ye, basketbol oyna, televizyon izle ve incil okuydu. Tanrı onların değimiyle üç sayı atanları severdi. Ehehe, tabii bu şakaydı. İçeride iki yıl zaman geçirdim, burada bir sürü sohbetlere katıldım. Bir gün, dışarıdan baktığımda lüks otomobiller geliyordu. Bir sürü koruma ordusu ve kişi çıktı, çok şaşırmıştım. Burada yaklaşık on yılımı harcadım, fakat zamanla buranın sadece kardeşlik evi olmadığını öğrendim. Burası bir dinsel örgütlenme alanı, bir tarikattı. Bir sürü siyasi faktör, avukatlar, her yerden insanlar buraya sohbetler için geliyorlardı. Zamanla onların arasında babamı daha fazla görmeye başladım, artık buraya çok alışmıştım. Sohbetlerde sürekli din konuşuyorduk ve onların fikirlerine daha da yatkın olmaya başladım. Ardından bir gün malikanenin dışarısında on kadar büyük otomobiller geldi. Bizi hızlıca alıp çevredeki hava alanlarına bindirdiler. Babam'da o otomobillerin birisindeydi, bana otomobilde şunu söyledi. "Tarikat dağıtıldı, senin görevin bu alanda ilerlemek." Uçağa bindim, daha nereye gittiğini bile bilmiyordum. Uçak California'ya gidiyordu.
Bölüm 4 - YarınımızCalifornia'ya gittiğimde ilk olarak hızlıca bankaya gittim. Bankadan bana bir teslimat geldi, büyük bir kutuydu. Kutunun içerisinde bir mektup bulunuyordu, mektupta ev adresi ve yaklaşık elli bin dolar civarı para vardı. Çok şaşırdım, fakat babamın bana söylediği söz üzerine eve doğru gittim. Ev malikaneye kıyasla hiç lüks değildi ama normal bir evden çok daha şıktı. California sokaklarında dolaşırken, bir gazete gördüm. Gazetede şu yazıyordu; "Kardeşlik dağıtıldı." Kardeşlik isimli bir örgütün olduğundan bahsediyorlardı, içeriye giren SWAT'ların fotoğrafları vardı. Ne olduğunu o zaman anladım, ardından California'nın çok nüfuslu County'lerinden birisinde bir Kilise'ye papaz olarak girebilmek için başvuru yaptım. Kariyerimden dolayı hızlıca kabul edildim. Bu sırada, din üzerinde yazdığım kitabımı da tarikat günlerinde çıkarmıştım. Burada vaazlar vermeye başladım, ardından on yıl buradaki county'de papaz olarak geçirdim. On yılın ardından, burada iyice bir hayatım olmuştu. Bir sevgili bile edinmiştim, ardından bir gün kapı zili çaldı. Kapıya doğru yürüdüm, kapıyı açtığımda bir mektup vardı. Mektupa doğru baktığımda San Andreas Eyaleti'nin logosu ve bir geniş haritasıyla uçak parası vardı. Mektupun içerisinde şu yazıyordu; "Piskoposluğa yükseldin, artık buradasın." Piskopos mu olmuştum? Tanrım, ne heyecan verici. Sevinçten havaya zıplamış, götüm tavana vurmuştu. Bir insan piskopos olduğunda hayatını önemsemiyor, veya California'da ki sevgilisini. Hızlıca eşyalarım ve paramı topladım, evimi ucuz fiyattan bankaya sattım ve elimdekilerle Santos eyaletine gittim. Gittiğimde, artık beni yeni bir hayat bekliyordu. Artık San Andreas Kilisesi'nin piskoposuydum, her şey yeni başlıyordu. Peki dur, tarikat basıldıysa benim de suçlu olmam gerekmez miydi? Yoksa tüm üye kayıtları yakılmış, biz sadece çok küçük bir kısmını mı görmüştük? Bilmiyorum.
Bölüm 5 - Kendisi nasıl biri?- 59 yaşında, 1.75 boyunda, boyunun çok kısa olduğunu düşünmüyor. Hatta ortalamanın da üzerinde, kilosu ise 85. Zamanında daha fazlaydı, fakat kardeşlerinin yardımıyla bunu azalttı.
- Genellikle takım elbise giymeyi seviyor, bu konularda seçici. Kaşmir'den yapılmış takım elbiseleri çok seviyor, onun için bir takım elbise kalın ve yumuşak olmalı. İpek'ten yapılmış veya karıştırılmış kumaşları da seviyor.
- Kazanmak için her şeyi yapar, o bir makyavelist. Ona göre İsa insanların ondan soğumaması için kendisini merhametli birisi olarak göstermişti. Aziz Pavlus'un mektupları da aslında bu iddiasını doğruluyor.
- Hayvanları seviyor, hatta üniversite yıllarındayken bir köpeği bile vardı. Onu çok seviyordu, fakat her köpek gibi o da öldü.
- Hayatının monoton halini seviyor, kendisi epeyce muhafazakar. Hayatını korumak ve statüsünü korumak istiyor.
- Kendisi amerikan çiftlerine ve evlenenlere bayılıyor. Ona göre onlar Tanrı'nın söylediklerini yapanlar.
- Egolu ve böbürlenen insanları sevmiyor, onlara karşı bir şey söylemese de suskun kalıyor ve yüzü düşüyor. Biraz insana göre davranıyor ve iki yüzlü.
- Kendisi abur cubur yiyebiliyor, fakat çoğunlukla sebze ürünlerini ve İtalyan mutfağından yemeyi tercih ediyor. Ona göre sağlık çok önemlidir, gençken ve tarikat günlerindeyken bile sık sık basketbol oynayıp egzersiz yapıyordu.
- Eğlenmeyi biliyor, yeri geldiğinde içki bile içebilir. Tabii, sarhoş etmeyecek kadar. Genellikle eski tarz şarkıları dinlemeyi seviyor, televizyon ve sosyal medyayı da seviyor. Kendisi biraz eski kafalı, fakat benzerlerine göre çok daha yenilikçi.
GALERİ