
Ben Daniel, Daniel Young. Hayatı trajedi ile dolu olan sıradan bir çocuktum. Her trajik hikayede olduğu gibi, sorun babamda idi. Washington'a geldiğimiz zaman iyi bir hayat kuracağımızı sanıyordum. Babamın ismi Anthony, Anthony Young. Babam İngiltere'de işleri batırmıştı. İşlettiğimiz küçük kahve dükkanı da kapatıldı. Bir umut ışığı ile Washington'a geldik. Washington'da işlerin düzeleceğini sanıyorduk. Erkek kardeşim Dwayne sürekli Washington hakkında konuşuyordu. İçimden kötü bir his ruhumu tırmalıyordu. Acaba eskisi gibi olabilecek miydik? Tabi ki babam olduğu zaman bu işler zor olacaktı. Yaptığı tek şey çalıştıktan sonra ağır alkol alıp annem Dorothy'i dövmesiydi. Bu bir kısır döngüye girdi ve babamın elinden gelen hiç bir şey yoktu. Artık işleri yoluna sokmam gerekiyordu. Erkek kardeşimin ve annemin psikolojileri iyi durumda değildi. Washington dışarıdan görüldüğü gibi harika bir yer değildi. Her 20 metrede bir fahişeye rastlıyorduk. Köşe başında uyuşturucu satan siyah insanlar, silahlar, mafyalar ve kan vardı. Bu olaylar hiç ilgimi çekmedi. Bu gibi durumlardan oldukça uzak durmaya çalıştım. Bir gün evimizin camından dışarıyı izliyordum. Babamın elindeki parayı bir kadına verdiğini gördüm ve onları gözden kaybettim. Kendimi kötü hissediyordum. Ellerim titriyordu. Sanki içimde bir şeytan bulunuyordu ve vücudumu kontrol etmeye çalışıyordu. Ben korkak birisiydim, bir anda içimde dolanan nefret ve kin korku denilen duyguyu bastırdı. Damarlarımda akan nefreti hissedebiliyordum. İşte o nefret damarlarımda dolaşırken, elime bir bıçak aldım ve arkama sakladım. Babam eve girdi, ben de sakince onu izledim. Onu tekrar görünce kalp ritmim hızlandı. Dişlerimi öyle sert sıkıyordum ki, az kalsın kırılıyorlardı. Annem babamı karşılamaya geldi. Alkolik babam annemi dövmeye başladı. Sağ elime sakladığım bıçağı sıkıca tuttum. Ellerim titriyordu. İçimdeki şeytan beni esir almış gibiydi. Sert bir hamle ile sakladığım bıçağı babamın sağ gözüne sapladım. Bıçağı çektim ve bıçağa tekrar baktığımda babamın gözündeki parçalar bıçağın üzerindeydi. İçimdeki şeytan beni birden terk etti. Ellerime baktım, kan lekelerini süzdüm. İçimdeki şeytan beni terk etmişti. Artık eski korkak çocuktum. Olanların şaşkınlığını atlatmaya çalışıyordum. Babamın çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu. Annem, yerde yatan babamın yanına yaklaşarak diz çöktü. Annem ağlamaya başladı. O an neler olacağını düşündüm. Babama sinirliydim, yaraları tedavi edildikten sonra eve geldi. Bana sinirli bir surat ile baktı, art arda yumruklar ve tekmeler savurdu. Bir yerden bir yere savruluyordum. En sonunda psikolojimin bozuk olduğunu ve bir hastaneye kapatılmam gerektiğini söylediler. Haklılar, çünkü babam yüzünden psikolojim hiç iyi olmadı. Annem karşı çıksa da babama engel olamıyordu. Erkek kardeşim ve ben bir tımarhaneye gönderilecektik, hem de kalıcı olarak. Sevk edileceğimiz yer Washington Western State'di. Hastane hakkında fikrimiz yoktu ve dışarıdan bakıldığında iyi görünüyordu. İçeriye girdik, fakat dışarıda bahsedildiği gibi bir yer olmadığını anladık. İçerisi dışarıdan çok daha farklıydı. Sanki yeni bir dünya bu hastanenin içine gizlenmiş gibiydi. Hastane içerisindeki insanlar ciddi zihinsel problemlere sahipti. Birbirinden farklı bir çok insan vardı. Hastane ortamına alışmaya çalıştık. Erkek kardeşim hala büyük bir endişe içerisindeydi ve vücudu titriyordu. Verilen yemekler pek iyi değildi, verilen tavukların çoğu zaten daha önceden kemirilmişti. Hastane içerisindeki hastalar ise bu kemikleri küçük çaplı kumar oyunlarında kullanıyorlardı. Tavuk kemikleri bir işlerine yaramıyordu, ama sanırım hastane içerisindeki hastalar kemiği çok önemsiyordu. Gardiyanlar ve doktorlar hastalara hiç iyi davranmıyorlardı. Bir köpekten daha değersiz hissediyordum. Tuhaf düşünceler ruhumu kemiriyordu. İrademi kaybetmek üzereydim. Huzursuzluk çıkaran hastalara genelde ketamin uygulanıyordu. Ketamin hastaları canlı birer zombiye çeviriyordu ve bazen ketaminin etkisi ölümcül olabiliyordu. Gardiyanlar içeri girdiği zaman hastalar tuhaf bir şekilde gardiyanlar tarafından götürülecek kişi tahmin etmeye çalışıyorlardı. Bu onlar için bir oyundu sanırım, pek anlamadım. Bu oyuna ise "Find The Noob" ismini vermişlerdi. Gardiyanlar içeri girince sorun çıkartan kişiyi tahmin ediyorlardı. Hastaların zihin karıştırıcı şeyler yapması yasaktı, kitap okumakta buna dahildi. Hastalar üzerinde kullanılan uyuşturucu ilaçlar hastaların zihinlerini kontrol etmesini zorlaştırıyordu. Hastanenin hapishaneden bir farkı yoktu, hem de içeride sadece ruh hastalarının olduğu bir hapishane. İlgimi çeken daha farklı şeyler vardı, hastaların çoğu gerçekten zeki ve yetenekliydi. Hastalar bazı zamanlarda çok zeki oluyordu ve uyuşturucu verildiklerinde ise geçici ölüm gibi bir şey yaşanıyordu. Erkek kardeşim git gide daha kötü duruma geliyordu. Hastane koşullarına alışmamız uzun sürdü. Hayatımız hastanede geçecekti ve yıllarımızı kaybediyorduk. Ruhsal sorunu olmayan adamlarda hastanedeydi. Ruh sağlığının yerinde olduğunu ve teste girmek istediğini dile getiren bir hasta oldu. Gardiyanlar onu yanına aldı ve bir daha o adam geri dönmedi. İçlerinizden çoğu kurtulduğunu düşündü. Fakat gidenler kurtulmuyordu, yüksek dozda ilaç ile öldürülüyorlardı. Hastanede yıllarımızı geçirdik. Hastalar ile aramızda bağlar kurmaya çalıştık. Hastalar bazı durumlarda sıradan insanlardan daha çok işe yarıyorlardı. Bir gün olduğum yerde oturup yeri izlerken bir konuşmaya şahitlik ettim. Hastalardan birisi şu kelimeleri söyledi."Aaah-, hastaneden kaçmak için büyük bir plan kurduğumuzu düşünsene. Ha-ha-ha!" Söylenenleri duyunca hastaları kendi tarafıma çekebileceğimi düşündüm. Aklımda Psycho Project isimli bir proje kurdum ve bu projeyi işletmeyi planladım. Psycho Project isimli projem çok iyi bir dönüm noktası olabilirdi. Zihnimizi kontrol edebildiğimiz o kısa zaman dilimlerinde olduğunca fazla hastayla tanıştım. Hastalar git gide ilgimi çekiyordu. Hastane içimdeki korku duygusunu ortadan kaldırmıştı. Git gide daha soğukkanlı birisi oluyordum. Hastalarla yakın zamanda arkadaşlık kurdum.Erkek kardeşim ise daha da kötüydü. İletişim kurmuyordu ve yaptığı tek şey olduğu yerde durmaktı. Hastalarla sıkı bağlar kurdum. Hastalarda artık hastaneden kurtulmak istiyordu. Tek başımıza yapamayacaktık. Artık 2016'ya gelmiştik. Uzun zamanımızı hastanede geçirdik. 2016 yılında hastanede çeşitli cinayet ve kaçırılma olayları olmaya başlamıştı. Bir çok hasta grubu hastaneden kaçmayı başarıyordu.Washington State Valisi Jay Inslee , 12 Nisan 2016 Salı günü hastanede ciddi bir eksiklik ve cinayetle suçlanan bir kişi de dahil olmak üzere istemsiz olarak kaçan hasta kaçırma olaylarıyla ilgili haberlerin ardından, Ron Adler'in Batılı Devlet Hastanesinin İcra Kurulu Başkanı görevini yerine getirdi. Hastaneden kurtulduk ve nasıl kaçabileceğimizi düşündük. Erkek kardeşim ve ben bir kargo uçağına kaçak bir şekilde binerek İtalya'ya doğru yol aldık.İtalya'ya kaçak olarak girdik ve Psycho Project isimli projemi işleyiş aşamasına geçirmeye hazırlandım. Umarım olaylar istediğimiz gibi gelişmiştir.

Hikayede yer alan Psycho Project nedir?
Ruh sağlığı yerinde olmayan kişilerin illegal faaliyetlere kazandırılmasını ve çete hayatlarına adapte olmasını amaçlayan ve ruh sağlığı yerinde olmayan kişilerinde illegal düzeni sağlayabileceğini göstermeye çalışan özel bir projedir.