1975 - 17 Şubat
İtalya'nın karanlık sokaklarında ılık ılık yağmur yağıyordu. Tatlı bir serinlik vardı, toprak kokusu sanki tüm şehiri kaplamıştı, evlerin ışıkları sönmüş, sokaklar bom boştu. Başı boş köpekler çöp kenarlarında ki artık yemekleri yiyorlar, ben yolda yürürken onları izliyordum. Gece iyice bastırmıştı, tatlı serinlik yerini ayaza bırakıyor parmak uçlarımda soğukluğu hissetmeye başlamıştım. Şıpır şıpır damlayan yağmur az daha hızlanmıştı, gece üç buçuğu geçmiş, kafam hafif güzel. Birden bire karşıdaki ara sokakta bir kaç kişi belirdi. Bir şeyler yaptıkları belliydi aldırış etmek istememiştim, saat epeyli geçmişti, eve gitmeliydim. Bağrışmalar yükseldi, sokak yaklaşık on beş adım arkamda kaldı, bir an arkama dönüp bakar gibi oldum. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum fakat yağmur sesindne sadece bağrışmaları duyabiliyordum. Sokağın başına gelerek başımı duvarın kenarından uzattım, üç tane adam bir kadının etrafını sarmışlar, bir süre seğrettim kadına sahip olmak istediklerini sanmıştım, fakat bir süre sonra kadının üç tane herife emirler yağdırdığını ve onları azarladığını işittim. Kim bu kadın, bu üç tane herife emirler yağdırıyor? Üç tane herif nasıl olur bir kadından emir alabiliyor, hakaretler işitiyor? Ortadaki adamın elinde büyükçe bir bavul vardı, iki eliyle sıkıca kavramış, asla bırakmayacak gibi tutuyordu. Sokağın diğer ucundan ürkütücü bir ses duyuldu, motoru boğulmuş bir araba sesiydi bu, kadın ve yanındaki adamlar bir anda arabaya kesildiler, bende hem sesin geldiği yere hemde sokakta bulunan kişilere bakıyordum. Araba sokağın başında belirdi ve durdu, bende o sırada arabaya dikkat kesildim. arabanın içi görünmüyordu, yaklaşık bir dakika sokağın başında bekleyen arabadan dört kişi bir anda indi, indikleri gibi sokaktaki biri kadın üç tane adamı vurdular. Korkudan diğer sokağa kadar koşmuşum, bir çöp konteynırının yanına pusmuş kafamı bacaklarımın arasına sıkıştırmış bekledim. Sokaktan sesler kesilmişti. Az önceki bağrışma sesleri yoktu, arabanın çıkardığı çirkin sesler yavaş yavaş kesilmeye başlamıştı. Bacaklarım titriyordu, soğuktan mı korkudan mı bilemedim, şoka girmiştim. Sokaktaki vurulanlara yardım etmek istedim, sokağa doğru koşarak gittim. Sokağın başına geldiğimde birden durup tekrar duvarın kenarından kafamı uzatıp sokaktaki insanlara baktım, yağmur suyu sanki yere akan kanları tüm sokağa dağıtmıştı. Yavaş adımlarla yerde yatanlara doğru yürüdüm, yaklaştığımda alçak ve titrek bir sesle "çanta, çanta" diye sesler işittim, gözlerimi çantayı tutan adama doğru çevirdim hareketsiz yatıyordu, ses kadın sesiydi, ani bir hareketle kadına kesildim. Kurşun neredeyse vücudunun her yerine isabet etmişti, hareketsiz yerde yatıyor, anlaşılması zor çanta çanta diye sayıklıyordu. Kanlardan miğdem bulanmıştı daha fazla durmak istemiştim, kadının durumuda zaten pek yaşayacak gibi değildi, ama çanta benim aklımı çeliyor bakmadan gitmek istemiyordum. Bir aralık elimi çantaya doğru savurdum, fakat çantayı tutan adam o kadar çok sıkmıştı ki çantayı, eli kilitlenmiş bırakmıyordu. Hala ölmemişti, kasları çalışabiliyordu, bekledim ve adamın ölmesini izledim, çanta kendiliğinden elinden düştü. Korkuyu parmak uçlarımda hissediyordum, fakat merak bu korkuyu bastırıyordu. Titreyen elimi çantaya götürdüm, merak içimi yiyip bitiriyordu, hızlıca çantayı açtım. Donup kaldım, ellerimi hareket ettirmek istedim fakat başaramadım sanki o sıra göz bebeklerimden başka hiç bir yerimi hareket ettiremiyordum. Çantanın içi büyük paketler içinde kokain doluydu. Bir aralık ellerimi ve bacaklarımı hareket ettirebildim o anki panikle çantayı alıp oradan koşarak uzaklaştım. Yağmur yağmaya devam ediyor, sokakta benim ayak seslerimden başka bir ses duyulmuyordu.
1975 - New York
O günden sonra hayat çok değilmiş, cahilliğimden eser kalmamıştı. Sanki o çanta benim hayata bakış açımı değiştirmiş, beni ben yapmıştı. Ertesi sabahı çalıştığım Casinoda işi bıraktım, ailemide alıp New York'a kaçtım. Buna kaçmak denilmezdi, yeni bir hayat diye tabir edebiliriz. Sanki yeraltı dünyası beni içine çekmişti, bir anda kendimi bu işin içerisinde buldum, bir gün önce kıcı kırık bir şeftim, şuan kendimi uyuşturucu baronu gibi hissediyorum. New York bam bamşa bir şehir, dünyanın merkezi. Biran önce zengin olmak istiyordum, elimdeki kokaini hemen satmak istiyordum. Fakat bu işlerle hiç bir bağlantım yoktu, nasıl yapacağımı bilmiyordum. Elimde nakit para yoktu, mecbur çalışmak zorundaydım. İş aramaya başladım. Bir gece kulübünün önünde bir çocuğun genç bir çocuğa paketle bir şeyler verdiğini gördüm ve para aldığını. O zaman anlamıştım elimden nasıl çıkartacağımı, bir taksiye atlayıp tuttuğum eve gittim, büyük paketleri küçük paketler haline getirip sokaklarda satmayı planlıyordum. Çocuklarımın ve karımın bu işten haberi yoktu, onlara "İş buldum, artık çalışacağım" diyerek evden çıkıyordum, sokaklarda malları satıp paraya para demiyordum. Bu işin karlı olduğunu ilk günden anlamıştım. İtalya'da köpek gibi çalışıp aylarca kazanamadığım parayı bir günde kazanmıştım. Uzun süre bu iş böyle devam ettim. Bir gece bir grup takım elbiseli heriflerin önümü kestiğini gördüm, ve beni alaşağı edip paketlediler. Bayılmışım, gözlerimi açtığımda hayvanların kesildiği bir depoda buldum kendimi. Karşımda bir masada, bacak bacak üstüne atmış, puro içen bir adam vardı. Taş*aklı bir herifti. Etrafına adamları vardı. Bir üsre sessizlik oldu, birden bire masada bacak bacak üstüne atmış adamın sözlerini işittim, bana benim bölgemde nasıl mal sattığımı sordu, hemde bir kokain. O zamanlar New York'ta kokain yok denilebilecek kadar az, kolay kolay bulunmayan bir maldı. Adamlara kendimi anlatmaya çalıştım İtalya'dan geldiğimi, malları İtalya'dan aldığımı söyledim. Bana iyi davrandılar, galiba mallarımı satabilecek birilerini bulmuştum. İlk ticaret teklifini o gün almıştım, mallarıma talip çıkmış, ömrümün sonuna kadar yetecek kadar para vermişlerdi. Artık elimde nakit param vardı, fakat illegal beni öyle bir büyülemişti ki, sanki sürekli bu işi yapmak istiyormuş gibi davranıyordum, fakat bu işlerin içinde değildim. Fakat bu işi ben yapmasam bile çocuklarımın yapacağını biliyordum.