LOS SANTOS

İnsanlarla tanışın, hikayenizi yaşayın.

Etkileşim, eğlence ve daha fazlası burada.

Dümdüz İnsan Delilah Anna Vesperdawn aka Flamethrower

Başlatan Steelvictorian, 31 Mayıs 2025, 05:03:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Cinsiyet:

Kadın

Son Giriş: 03 Haziran 2026, 18:36
Toplam Oynama: 14 gün, 12 saat
Birlik: (Yok)
Cinsiyet:

Erkek

Son Giriş: 09 Ocak 2026, 06:59
Toplam Oynama: 0 gün, 3 saat
Birlik: (Yok)

İsim: Delilah Anna Vesperdawn
Boy: 1.72 m
Kilo: 57 kg
Yaş: 21
Irk: Kafkas
Uyruk: Amerikan
Aslen Nereli: Nantes, Fransa (anne tarafından)

Uzmanlıkları:

İnsan psikolojisini gözlemleme ve manipülasyon

Hızlı karar verme ve trafikte yön bulma (taksicilikten)

Müşteri ilişkileri ve beden dili okuma

Barista ve garsonluk deneyimleriyle edinilmiş multitasking becerisi

Düşük bütçeli ama etkileyici kıyafet kombinleri yaratmak

Zorunda kaldıkları:

Ucuz motellerde kalmak

Gece vardiyalarında çalışmak

Sahte gülümsemelerle bahşiş kazanmak

Kendi geçmişinden iz bırakmamak için sıkça taşınmak

Bazı anılarını unutmaya çalışmak

Kusurları:

İnsanlara çabuk bağlanma eğilimi

Öfkesini içine atması

Kendini hak ettiğinden daha az değerli görmesi

Geçmişe fazlaca takılı kalması

Meslekler:

Garson

Taksici

Barista

Kısa süreliğine etkinliklerde hostes

Geçici fotoğraf asistanlığı

Hobiler:

Analog fotoğrafçılık

Gündelikleri şiire dökmek

Kullanılmış eşya dükkânlarını gezmek

Terk edilmiş yerleri ziyaret etmek

Jazz plakları toplamak

Nefret ettikleri:

Küçümseyen bakışlar

Dayatılmış güzellik standartları

Boş konuşmalar

"Senin yaşında biri..." diye başlayan cümleler

Kırmızı ruj (çünkü birini ona hatırlatıyor)

İdeolojiler:

Feminizm (özgün ve bireysel bir yorumla)

Çalışan sınıf dayanışması

Modern kent anarşizmiyle flört hâlinde

Dini inançlar:

Kırık bir Katoliklik... Kiliseden çok Tanrı'yla kavgalı

Melek tasvirlerine takıntılı

Günahkârlık duygusuyla barış içinde

En sevdiği hayvan:

Karga (zeka, hafıza ve uğursuzlukla olan gizli bağlar için)

En sevdiği renk:

Solgun mavi

En sevdiği çiçek:

Ayçiçeği (çocukluk anılarında bir çiftliğe uzanan sarı tarlalar var)

Konuşmayı sevdiği konular:

İnsanların neden yalan söylediği

Şehir ışıklarının altında geçen yalnız yürüyüşler

Rüyalar ve onların anlamları

Eski plakların kapağındaki hikâyeler

Benimsediği felsefik görüşler:

Varoluşçuluk

Stoacılık (ama sinirlerini bastıramadığı yerlerde çuvallıyor)

Kierkegaard'a özel bir ilgisi var

Bağlılıkları:

Annesine ait bir kolye

Boston'da geçirdiği bir kış sabahına dair hatıralar

Kendi elleriyle aldığı ilk fotoğraf makinesi

Sevdiği doğal bölgeler:

Sisli orman yolları

Terkedilmiş kıyı kasabaları

Rüzgâr alan yüksek tepeler

Zayıf noktaları:

Sevgi dilini doğru şekilde ifade edememesi

Kendi acılarını küçümsemesi

Birini kaybetme korkusu

Nefret ettiği felsefik görüşler:

Nihilizm (fazla boşluk dolu geliyor ona)

Aşırı pozitivizm (acı da bir bilgidir ona göre)

Nefret ettiği ideolojiler:

Faşizm

Otoriteryanlık

Kapitalizmin vicdansız yüzü

Nefret ettiği dini inançlar:

Ceza odaklı her türlü öğreti

Kadını günahkâr olarak tanımlayan sistemler

Sevdiği ürünler:

Polaroid kameralar

Vintage kolyeler

Dökümlü ikinci el paltolar

Fransız markalarının küçük ve kokulu sabunları

Sevdiği kitap türleri:

Gotik romanlar

Şiir antolojileri

Kıyamet sonrası kurgular

Otobiyografiler (özellikle kadın yazarların)

Sevdiği film türleri:

Neo-noir

Bağımsız festival filmleri

Fransız Yeni Dalgası

Melankolik bilim kurgu

Bildiği diller:

Fransızca (anadili gibi)

İngilizce (aksanlı ama akıcı)

Biraz İtalyanca (şarkılar sayesinde)

Sevdiği sanatsal yapımlar:

Édith Piaf'ın şarkıları

Edward Hopper tabloları

"La Jetée" adlı kısa film

Billie Holiday'in sesi

Fransız illüstrasyon posteri koleksiyonları

"Delilah mı? Ahahah, Delilah candır. Ama can yakar."

Sen bu kızı ilk gördüğünde sanırsın Vogue kapağından inmiş. Ama Vogue, onun gibi birini kapaktan atardı, "fazla gerçek" diye. Yani düşün: Elinde yıpranmış bir Polaroid, gözünde beşinci el güneş gözlüğü, üstünde ikinci el paltosu... Ama havalı. Cool değil, havalı. Çünkü cool olmak için çabalamaz, o sadece... bıkmıştır.

Yahu geçen gün kafede oturuyoruz, ben latte söylüyorum, o ne söylüyor biliyor musun?
— "Bir adet sistem eleştirisi ve mümkünse sütü az olsun."
Garson kız kalakaldı.

Delilah böyle. Sabahları kahveyle değil, kapitalizmden tiksinerek uyanır.

Bir akşam Los Santos'un o lanetli neonlarında...

Bak şimdi, taksiye biniyorum. Sürücüye tam "Grove'a çek kanka" diyeceğim, direksiyonda Delilah.
 "Sigara içiyorsan camı aç, eğer insanlığa dair umutlarını da yanımda getirdiysen, onları bagaja koy."
Ben bi' duraksadım. Dedim, "Abla senin burda ne işin var?"
 "İnanç sistemimin enkazından geçim yaratıyorum."
Ve sonra göz ucuyla baktı, ekledi:
 "Ama gideceğin yere kadar dayanamam, o yüzden Spotify'da punk açıyorum."

Yeminle ağladım ya. Şoför değil, sosyolojik travma terapisti gibi.

Delilah, erkeklere karşı: Bir belgesel.

Bak bu kısım önemli. Çocuk bir gün yanına gelip "Hey tatlım, gülümsemek sana çok yakışıyor" dedi.
Delilah ne yaptı biliyor musun?
 "Senin için gülümseyeceğim tek şey sisteme körü körüne bağlılığın."
Ve sonra ciddi ciddi sordu:
— "Bu cümleyi kurarken kaç kadının istemediği hâlde güldüğünü düşündün?"

Çocuk sustu. Sonra kaçtı. Belki hâlâ koşuyordur.

şk mı? Delilah'a göre mi?

Bak, aşka karşı değil. Ama günümüzdeki şekline karşı.
 "Swipe left, swipe right... İnsan değil, pizza seçiyorsun sanki."
 "Romantizm algoritmalara emanet edilemeyecek kadar organiktir. Ama erkekler DM'den cümle kuramıyor."
Geçen biri "Naber?" yazmış.
 "İnsanlığın son 20 yılına borçlu olduğumuz bu cümleyi engelliyorum," diyerek çocuğu engelledi.

Bir gün parkta oturuyoruz...

Yanımıza bir çocuk geldi. Elinde ukulele. Kızın gözleri kısıldı.
 "Ne oldu? Ruhun da mı lo-fi beat üretmeye başladı?"
Çocuk, "Sadece müzik yapmak istemiştim," dedi.
Delilah kafasını yana eğdi, biraz üzgün:
"Müzik iyidir. Ama duyulmuyorsa, sadece bir egzersizdir."

Sonra cebinden çıkardığı karga tüyünü bir sigara gibi kulağına taktı. O sırada ben hâlâ ukulele nedir onu düşünüyordum.

Özetle Delilah...
Gülmüyor çünkü komik değil.
Flört etmiyor çünkü oyun değil.
Sabahları kalkınca selfie çekmiyor çünkü kendine ispat borcu yok.
Ve evet, bazen trip atmıyor, çünkü artık kimseyi önemseyecek enerjisi kalmamış.

Ama birini dinliyorsa, gerçekten dinliyordur.
Gülüyorsa, biri dünya denen bu çöp tenekesinde onu gerçekten güldürmüştür.
Ve yürüyüp gidiyorsa... muhtemelen bu dünyaya fazla geldiğini düşünüyordur.




Sevgili Günlük

Delilah'ın Günlüğü – 14 Mart, Salı
Mekân: Tuhaf bir zincir kafenin arka mutfağı
Saat: Sabah 06.47 — İnsan ruhunun henüz uyanmadığı saat

"Bugün işe başlamadan önce bir niyet tuttum. Sonunda küfre döndü ama niyet sayılır.
Dedim ki: 'Bugün insanlara daha az nefretle bakacağım.'
Ama biri sabah kahvesine 'şeker yok mu ya?' deyince... Ruhumdan tıslayan bir yılan gibi çıktım:
'Şeker bu sistemdeki en masum şey olabilir, bayım. Arayın da bulsunlar.'
Bu cümleyi kurarken barista çocuğun gözünden bir damla yaş aktı."

Delilah'ın Günlüğü – 21 Mart, Salı
Mekân: Taksi — Çatık kaşlı, sessiz yolcu dolu
Saat: Gece 00.35 — Herkesin ya sarhoş ya da sinirli olduğu zaman

"Bu gece 9. müşteri 'Ablacım sen gece gece niye tek başına çalışıyorsun ya?' dedi.
Sanki bu sistemde benim isteğimle olmuş gibi.
Dedim ki:
 'Çünkü metalaştırılmış hayatta en kutsal olan: geçim.'

Umutsuzlukla güldüm. Bazen insanın entelektüel yalnızlığı, torpido gözünden çıkıp üstüne atlıyor gibi."

Delilah'ın Günlüğü – 29 Mart, Çarşamba
Mekân: ULSA kampüs otoparkı
Saat: 13.12 — Öğle sıcağı, asfalttan sınıf ayrımı yükseliyor

"Ders çıkışı arabayı park ettim. Yanımdaki çocuk Tesla'sından indi, bana baktı:
 'Sen öğrencisin mi?'
Dedim, 'Hayır. Sistemin saçma sapan sınav sistemine takılıp 3 yıl rötarlı gelen bir kurbanım.'
Gülümsedi. Ama içten değildi. İnsanlar anlamadıklarında gülümser.
'Peki neden taksi kullanıyorsun?' diye sordu.
 'Çünkü sınıf atlayamayanlar sınıf taşıyor.'
Hâlâ anlamadı. O an, evrimsel süreçte bir çentik geride kaldığımızı hissettim."

Delilah'ın Günlüğü – 2 Nisan, Pazar
Mekân: Kafe / Arka oda / Çamaşır kokmayan önlükler bölümü
Saat: 15.55 — Tüm masalar dolu, tüm umutlar boş

"Bugün bir müşteri siparişe 'Hızlı olsun ama kaliteli olsun' notu düşmüş.
Yani sistemin özetini kahveye yazmış resmen.
Şöyle dedim kendi kendime:
'Senin bu talebinle toplumun her gün yediği bok aynı şey.'
Sonra kahveyi yavaş yaptım. Çünkü bazı isyanlar kahveyle başlar.
Adam 'Neden bu kadar bekledik?' diye sordu.
 'Çünkü emek zaman ister, kapitalizm sabırsızdır.' dedim.
Şikâyet formu istedi. Kalemle birlikte, küçük bir Karl Marx alıntısı da verdim."