LOS SANTOS

İnsanlarla tanışın, hikayenizi yaşayın.

Etkileşim, eğlence ve daha fazlası burada.

Kai Nekomi ~ The Tsundere

Başlatan Adosa, 12 Kasım 2025, 08:46:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Oyuncu





   
KAİ NEKOMİ
The Tsundere
Adı Soyadı: Kai Nekomi
Doğum Tarihi: 23 Aralık 2006
Milliyeti: Japonya
Doğum Yeri: 大阪市 / Japonya
Cinsiyeti: Kadın
Dini İnancı: Hristiyan
Kardeş: ÄÅÆÇÈÉÊËÌÍÎÏÐÑÒÓÔÕÖרÙÚ
Boy - Kilogram: 154 cm  - 52 kg
Eğitim: Osaka Jogakuin Lisesi (大阪女学院)
Diller: Japonca (Ana Dil), İngilizce (C2)
                           

Küllerinden Doğan Sessizlik 2006 - 2018 / Osaka
  Kai Nekomi Osaka'nın ara sokaklarında neredeyse kimsenin hatırlamadığı bir apartman dairesinde dünyaya geldi. Adı hayal anlamına geliyordu ama onun hayatı bir hayalden çok kabusa benziyordu. Annesi doğumdan kısa süre sonra ortadan kaybolmuştu. Babası ise her geçen yıl kendini daha fazla alkole, öfkeye ve şiddete teslim etmişti. Aile sıcaklığı denilen şey onun için televizyon dizilerindeki sahnelerden ibaretti. Babası, sadece şiddet uygulamakla kalmaz aynı zamanda Nekomi'nin kişiliğini de ezmeye çalışırdı. Sanata duyduğu ilgiyi "boş iş" kitaplara olan sevgisini "saçmalık" müziğe olan hayranlığını ise "kaçış" olarak görüyordu.

"Senin gibi bir kızdan ne olur ki?! Sessizce oturuyor ve hiç bir işe yaramıyorsun! Hayal kurmayı bırak."
Bu sözler tokatlar kadar derin izler bırakıyordu. Her darbeden sonra daha az konuştu, daha az güldü, ama daha çok yazdı. Günlükler dolusu öfke, korku ve bastırılmış umutla doldu. İçindeki fırtınaları kağıtlara kusarak hayatta kaldı. Nekomi, 13 yaşında o evden kaçtı. Bir süre sokaklarda yaşadı. Küçük işlerle karnını doyurdu, ikinci el kitaplar karşılığında resim çizdi. Sığınma evlerinde kaldı, ama hiçbir yerde aradığı ev ve aile hissini bulamadı.

Soğuk sokaklardaki umut 2019 - 2022 / Kyoto
  Nekomi Osaka'dan kaçarak kendini Kyoto'nun kasvetli ve geleneksel sokaklarında bulmuştu. Yağmurdan kaçarken sokak lambalarının ışığında titreyen gölgesi bile ondan uzak durmak ister gibiydi. Konuştuğu kimse yoktu. Güvendiği kimse olmamıştı. Hayata yalnız başına tutunmaya çalışan bir kızdan başkası değildi. Bir gün terk edilmiş bir otobüs durağının köşesinde titrerken bir kadın yaklaştı. Bu kadın Yoriko Hanai'di. Saçları bembeyaz gözleri ise masmaviydi. Elinde ikinci el kitaplarla dolu bir çanta vardı. Kütüphaneci olduğunu söyledi. Nekomi'nin haline acımış olacak ki onu evine aldı. Nekomi küçük bir odadaydı. Duvarları çatlak, yatağı gıcırdayan bir odaydı. Kütüphaneci kadın ona bir kitap verdi. Kapağı çatlak, kağıtları ise su lekeleriyle doluydu. Bu defter Nekomi'nin ilk umuduydu. Defteri eline aldığı ilk günlerde yazı bile yazamadı. Kalemi eline aldığında elleri titriyor, kafasında hala yankılar dönüp dolaşıyordu.

"Çizimmiş, müzikmiş... Böyle şeylerle mi yaşayacaksın?" Nekomi yine de kalemi tutmayı bırakmadı. Titreyen elleriyle yazdığı ilk kelime "nefret" oldu. Sonrasında ise kelimeler yağmur gibi sayfalara döküldü. Çocukluğunda yaşadıkları nedeniyle güçlü gözükmeye çalışan inatçı bir kız olsa bile aslında savunmasız, duygusal ve herkese karşı kucaklayıcı birisiydi. Sonra çizimler geldi. Karalanmış yüzler, bağlanmış gözler, haplar, şehir manzaraları, kelepçelenmiş eller, Nekomi'nin sanat tarzı bazen depresif bazen ise yaratıcıydı. Onun içindeki çocuk henüz ölmemişti. Günler böyle geçerken zaman zaman kütüphaneye gidiyor ve burada vakit geçiriyordu. Bir gün Yoriko Hanai kütüphanede kaybolan bir walkman'ı Nekomi'ye hediye etti. Tüyler ürperticiydi. Hayatın dışladığı ve bir köşeye ittirdiği Nekomi'ye ilk kez birisi değer gösteriyordu. O gece sessizce ağladı ve karar verdi; Bu hayatı en baştan yazacaktı. Kendisine hediye edilen walkman basit bir hediye değil onun için umudun adıydı.


Özgürlüğün Peşinde 2023 - 2024 / Kyoto
  "Bu kaçış değil. Kaçmak korkaklar içindir. Ben, başka bir versiyonumu doğurmaya gidiyorum." On yedi yaşındayken defterine yazdığı ilk cümle buydu. Yoriko Hanai'nin küçük evi onun ilk gerçek evi gibiydi ama içinde hala ağır bir gerçek vardı. Orada hep kalamazdı. Yoriko onun manevi annesi gibiydi ve ölümden çok Nekomi'nin bir yere ait olamamasından korkuyordu. Bir akşam yağmura karşı çay içerlerken Yoriko gözlüklerinin ardından şu cümleyi söyledi; "Yolun uzun olacak Nekomi ama sen o yolu yürümeye hazırsın."

Yoriko'nun sağlık durumu kötüleşmeye başlayınca Nekomi insiyatif alarak evi onun için terk etti. Kadının sırtına yük olmak istemiyordu. Veda mektubuna sadece şunu yazdı: "Sen bana insan olduğumu hatırlattın. Şimdi ben de kendi hayatımı, yolumu ve rotamı çizmek istiyorum. Tüm hataları silerek, yeniden." Mektubu mutfak masasının üzerine koydu ve hediye ettiği walkman ile çantasını alıp evden ayrıldı. Yeni kaldığı yer limana yakın, paslı bir apartmanın bodrum katındaki merdiven aralığıydı. Burası terk edilmiş gibi kötü kokuyordu. Yatağı yoktu ve yere battaniye serip uyuyordu. Ama tavanında bir çatlak vardı. Her sabah onu, o çatlaktan vuran güneş uyandırıyordu. Bugün pes edersen yarın neye dayanacaksın?
Nekomi gece kulüplerinde çevirmenlik yaptı, kafelerde baristalık yaptı ve sahil yolunda oturup kendi resimlerini çizdi. Bir gün bir müşteri ona şöyle dedi. "Senin çizdiğin yüz sanki ağlayacak gibi. Nekomi sadece omuz silkti. Belki ağlamıştır da gözyaşlarını ben silmişimdir.

Yolculuk Günü 3/06/2025
  Sabah erkenden uyanmamıştı çünkü zaten hiç uyumamıştı. Sabaha karşı dört sularında apartmanın çatısına çıkmış Kyoto'nun loş ışıklarını izliyor, termosundaki ılıklaşmış kahvesinden yudumluyordu. Gökyüzü Nekomi'nin duygularını yansıtır gibi gri ve kasvetliydi. Yanında eşyalarını sıkıştırdığı sırt çantasından başka bir şey yoktu. Eski buruşmuş defterler, biri bitik iki çift pil, küçük kalem kutusu ve çatlak kurşun kalemler, karalanmış ve buruşturulmu çizimler, bir kaç kıyafet dışında çantasında başka hiç bir şey yoktu. Artık burayı terk etmenin ve yeni yelkenler açmanın vakti gelmişti. Nekomi biriktirdiği paralar ile küçüklüğünden beri hayalini kurduğu Los Santos'a gidiş için bilet aldı. Yoriko'dan kalan walkman'ını cebine koydu ve kulaklığını kulaklarına taktı. Kulaklıkta Crystal Castles'dan Air War çalıyordu. Bir anlığına duraksadı. Parmakları cebine uzandı ve küçük bir kağıt parçası çıkardı. "Sana kalbimi bıraktım ama kendininkini unutma." yazıyordu. Nekomi nota bir süre baktıktan sonra notu katladı ve cebine bıraktı. Nefes alıp doğruldu. Kendisinden emin şekilde tren istasyonuna yürüdü. Burada havalimanına giden trene bindi ve havalimanına vardı. Onun için yeni bir hayat başlıyordu. Check-in sırasında görevli pasaportuna uzun süre baktı. Nekomi'nin bu esnada kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyor ve bir onay ışığı bekliyordu. Merakla "Sorun mu var?" diye sordu. Görevli başını iki yana salladı ve geçiş iznini onayladı. Nekomi asansöre ilerlerken kendi kendine "Sorun bende ama sen bilmiyorsun" demiş ve bekleme alanında uçağın gelmesini beklemeye başlamıştı. Uçak geldiğinde Nekomi cam kenarındaydı. Yan koltuğu boştu. Yanına kimse oturmadığı için rahatladı. Kalkış anı geldiğinde bir an gözleri doldu ama hemen gözlerini kapattı ve müziğin sesini açtı. Kenshi Yonezu'nun Lemon şarkısını açmıştı. "Bazı mutlulukların geri gelemediği bana öğrettiğin son şeydi." Nekomi'nin bedeni yorgun düşmüş ve uyuya kalmıştı. Derin bir huzurla uzunca bir uyku çekmişti. Pencerenin köşesinden vuran gün doğumunun ışıltısıyla uyanmıştı. Uçak Los Santos Uluslararası Havalimanına yaklaşmış ve iniş için hazırlanmıştı. Hissettiği duygu tarif edilemezdi. Yeni bir ülkede yeni bir sabaha uyanıyordu.

Körfez esintisi - Los Santos ve yeni bir başlangıç Birleşik Devletler / San Andreas
  Los Santos... Güneşin hiç batmadığı, geceyle gündüzün birbirine karıştığı, betonun üstüne dökülen pembe ve mor ışıkların caddeleri erittiği, gürültünün bile müzikle karıştığı bir şehir ve o sabah Los Santos Uluslararası Havalimanından çıkan kısa boylu, asabi bakışlı, kulaklarında büyük siyah kulaklıklar olan bir Japon kızı, sırt çantasını tek omzuna asarak kalabalığın arasından ilerledi. Yanında sadece bir sırt çantası vardı. İçinde bir kaç defter, eski bir walkman ve çizimlerinin olduğu bir dosya. Osaka'daki evinden kaçarken bir çok şeyini kaybetmişti. O evdeki her şey ona babasını hatırlatıyordu. Alkol kokan nefesiyle gecenin bir yarısı kapısına dayanan, çığlıklar arasında suratına indirilen tokatlar, sustuğunda bile gözleriyle tehdit eden o adam. "Ne zaman işe yarar bir şey yapacaksın ha?! Çizimmiş, kitapmış, müzikmiş... saçma sapan şeylerle uğraşacağına bir işe yara!" O sözler hala kafasında yankılanıyordu. Nekomi o evden kaçtı. Ama bazı yankılar valize sığmaz. Onlar ruhuna kazınır.









Kırık Bağlar Günümüz

Sabah güneş perdenin arkasından odanın içine usulca süzülüyor, güneşin lütfu odayı aydınlatıyordu. Nekomi eski ahşap pencerenin kenarında oturmuş bir fincan süt içiyordu. Sokakta kediler miyavlıyor, bisiklet zilleri çalıyordu. Her şey çok sakindi. Masasının üstünde defterleri kurşun kalemleri ve bir Walkman vardı. Bu Walkman'ı daha önce görmemişti. Kimindi bu? Her zamanki gibi Crystal Castles çalıyordu ama ses biraz daha boğuktu. Her zaman dinlediği şarkılar kulağına farklı geliyordu. Nekomi mutfağa gitti. Babası işe gitmiş, annesi ise mutfakta yemek yapıyordu. Gülümsemek kolaydı. Ona arkadan el salladı ve seslendi. Bugün hava güzel değil mi anne? Cevap gelmedi. Tavadaki yağ cızırdamaya devam etti. Tavadan dumanlar yükselirken, bir yanık kokusu ortaya çıkmaya başladı. Annesi tavaya dönüp bakmadı. Nekomi onu dürttüğünde kadın yavaşça döndü. Ama yüzü yoktu. Nekomi panik atak yaşıyordu. Dumanın içinde bir yüz ona doğru bakıyor, evin içindeki kedisi ise rahatsız edici derecede büyük gözlerle kendisini izliyordu. Elindeki süt bardağı yere düştü ve kırıldı. Ama hiç bir ses çıkmadı. Her şey sessizdi. Birden her şey durdu. Duman kayboldu ve az önce tüm bunları yaşamamış gibi bir anda her şey normalleşti. Ya da öyle mi sanmıştı?



Nekomi az önce yaşadığı garip olaylardan sonra kan ter içinde gözlerini açtı. Japonya'daki evinde değil, Los Santos'daydı. Cebindeki eski fotoğrafları ve notları defalarca eline alıp çıkardı. Toprağından koparılan çiçek gibi solgun ve tozluydu. Üzerinde küçük bir kız ve onu şefkatli kollarıyla saran ve sevgi dolu bakışla bakan bir abla vardı. O kardeş ÄÅÆÇÈÉÊËÌÍÎÏÐÑÒÓÔÕÖרÙÚ'di. Derin şekilde nefes alıp verdi. Pencereden dışarıya doğru baktı. Gökyüzü kusursuz bir mavi tona bürünmüştü. Bir kuş geçiyordu ama hareketi doğal değildi. Kareler, kesilmeler ve tekrarlar vardı. Kulağında bir ses yankılandı. "Az önce geri sardı." Sanki onunla konuşan üçüncü bir kişi varmış gibiydi. Walkman'dan gelen müzik bir anda durdu. Rahatsız edici bir sessizlik oluştu. Nekomi başını kaldırdı. Gözlerini çalışma odasındaki Walkman'a ve defterlere doğru kaydırdı. "Benim hikayemi okuyorsun bunu hissedebiliyorum."

Geçmişte yaşadıkları evdeki şiddete duvar oluyor, Arai'nın etkilenmesini elinden geldiğince engellemeye çalışıyordu. Sık sık kavga ediyorlardı fakat Arai'yı korumaktan asla vaz geçmiyordu. Kapılar sertçe kapansa bile gece yarısı sessizliğinde Kai kardeşinin odasına sessizce girip onun nasıl uyuduğunu izlerdi. Yıllar sonra Nekomi'nin hissettiği şey pişmanlıkla karışık derin bir özlemdi. Ailesinden kaçtığı o zamanlar Arai'nın sözleri kulağında çınladı. "Bizi bırakıp gitme! Senin gibi biri böyle hayallerle yaşayamaz. Lütfen geri dön abla!" Nekomi hayal kurmak için değil hayatta kalmak için kaçmıştı. Kardeşi dahil hiç kimsenin hayallerine destek olmaması onun sinirini oldukça bozuyordu. Bir zamanlar birlikte kurdukları hayaller yerini pişmanlık ve kederle dolu sessizliğe bırakmıştı. "Neden sevgi bu kadar sancılı olmalı?" Demişti. Onunla ilgili her şeyi özlüyordu. Arai ona "Gel burada benimle ol" derdi ama Nekomi her defasında inatçı elleriyle onu ittirip uzaklaştırırdı. "Bırak beni, işime karışma!" diye bağırırdı. Şimdi ise Arai'nın varlığına, şefkat dolu ellerine aslında o kadar muhtaçtı ki... Ama bunu kabul etmekten korkuyordu. "Onu reddediyorum ama... Keşke beni bırakmasa. Belki de en büyük korkum onu gerçekten kaybetmek." diye yatağında uzanırken kendi kendine söyleniyordu. " Kai biliyordu; Geçmişi değiştiremezdi ama geleceği şekillendirebilir ve yeniden düzeltebilirdi. Bir gün yeniden Arai ile buluşmayı, onunla bir abla kardeş olarak hareket etmeyi ve kırık bağları onarmayı istiyordu.

ÄÅÆÇÈÉÊËÌÍÎÏÐÑÒÓÔÕÖרÙÚ, yıllar sonra eski eşyaları karıştırırken ablasının bulduğu bir kaç resmi buldu. Artık her şey daha canlı ve daha gerçekçi olmaya başlamıştı. Abla-kardeşin yeni bir buluşması gibiydi. Nekomi Osaka'da kalan çocuk sesli bir yankı duyuyordu. "Abla... Beni neden bırakıp gittin?" dedi. Kai sadece yutkundu ve kendisini toparladıktan sonra; "Asla iyi sonlar yok." diye kendi kendine fısıldadı. Ses sık sık boğuklaşıyor, sanki Kai'nin zihninin içinde bir şeyler konuşuyormuş gibiydi. Müzik durdu. Kai Walkman'ına doğru baktı. Ekrandaki yansımada kendi yüzünü değil, küçük bir kız çocuğunu gördü. Kai elini cihaza uzattı, sanki o sesi tutabilecekmiş gibi, ona sarılabilecekmiş gibi. Bu esnada kız kardeşi onunla konuşmaya devam ediyordu. "Bazı şeyler geri dönmüyor abla, sesler, yüzler, mutlu günler... Sahi sen neden geri dönmedin?" dedi. Kai'nin gözlerinden yaşlar süzülürken Arai anlatmaya devam ediyordu. "Senin çizimlerini buldum abla, hepsi ağlıyor gibiydi. Ama ben yine de onlara baktım. Belki bir gün bir tanesi bana gülümsediğin gibi gülümser diye. Biliyor musun? Ben büyüdüm abla. Keşke benim büyüdüğümü görseydin." Ses giderek boğuklaşırken son cümleler geldi. "Beni unutma demeyeceğim çünkü beni unuttuğun an özgür olursun abla. Belki kaderimiz buydu." dedi. Ses kesildi. Walkman'ın bandı dönmeye devam ediyordu. Kai tekrar tekrar play tuşuna bastı. Her seferinde sessizlik vardı. "Hayır! Geç değil, seni kurtaracağım Arai lütfen dur!" diye bağırdı. Ekran yavaşça kararırken  giderek kısılan sesle Arai'nın son sözleri duyuldu "Kai abla... beni duyuyor musun? Lütfen... bana bir yol göster." Walkman'ın ışığı söndü ve sadece cızırtı kaldı.


Bilgilendirme
Kırık Bağlar bölümü Kai'nin hayal dünyasında gerçekleşen bir iç ses ve metaforik anlatımdır. Gerçekçi olmamakla beraber tamamen iç dünyanın bir parçasıdır.