LOS SANTOS

İnsanlarla tanışın, hikayenizi yaşayın.

Etkileşim, eğlence ve daha fazlası burada.

Taylor Robinson

Başlatan Emo, 11 Kasım 2025, 22:56:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Oyuncu


Taylor Robinson




2004, Mart ayının üçüncü gününde doğan Tyler Robinson, North Yanktown'da, trafiğin uğultusuyla televizyon sesinin karıştığı bir evde büyüdü. Dışarıdan bakınca sıradan bir çocuk gibiydi ama okulda her şey o kadar kolay değildi. Zaten kardan geçilmeyen bir bölgede yaşıyor, sürekli titrek, korkak bir çocuk gibi görünüyordu. İlkokuldayken diğer çocuklar koşar, bağırır, kavga ederdi; o ise daha sessizdi. El yazısı düzgündü, renkli kalemleriyle defterine başlıklar atmayı severdi. Öğretmeni bunu fark edip sevse de, arkadaşları fark ettiğinde işler değişirdi. Onun nazik, tatlı tavırları, ince sesi, bedensel olarak biraz yumuşak oluşu dikkat çekiyordu. "Kız gibi konuşuyor," diyenler olurdu. En kötüsü ona kız lakabını takanlardı. Oysa o ne kendini öyle hissediyordu, ne de bunun ne anlama geldiğini tam biliyordu. Feminen görünüyordu, evet, ama bu onun "rol yaptığı" anlamına gelmiyordu. O, gerçekten öyleydi. Okul çıkışlarında genelde yalnız yürürdü. Diğer çocukların gülüşmeleri arkasından yankılanırdı ama eve geldiğinde sessizce aynanın karşısına geçer, yüzüne bakardı. "Ben yanlış bir şey mi yapıyorum?" diye sorardı kendi kendine. Cevap yoktu. O yaşta anlamak için çok erkendi...

Ortaokula geçtiğinde kilosu biraz daha artmıştı. Diğer erkek çocuklar büyüdükçe sesleri kalınlaşıyor, bedenleri sertleşiyordu. Tyler'ın sesi aynı kalmış, yüzü kilo almasına rağmen incelmeye devam ediyordu. Bazıları "sen hiç değişmiyorsun" derdi. Bazıları alay ederdi ama o sadece gülümserdi. İçinde kırık bir gururla hem utanıyor hem de o farklılıkla bir şekilde barışık hissediyordu. Evde babası sık sık "biraz erkek ol artık" derdi. Annesi daha anlayışlıydı ama o da çoğu zaman ne diyeceğini bilemezdi. Tyler, geceleri herkes uyuduktan sonra yorganının altında yabancı forumlarda, kimliğini bulmaya çalışan insanların yazılarını okurdu. O yazılarda kendi duygularını görürdü ama adını koyamazdı.
Zamanla içine kapandı. Boş zamanlarını kitap okumaya ve müzikle uğraşmaya ayırdı. Bir gitar aldı, kendi kendine çalmayı öğrendi. Sanatla, fotoğrafla ilgilenmeye başladı. İnsanlardan uzaklaştıkça, iç dünyasını daha çok keşfetmeye başladı. O sadece kendisiydi. Ne kadar erkek olmaya çalışsa da, içindeki o his, bir şeylerin oturmadığını söylüyordu.

Liseye geçtiğinde biraz daha özgür hissetti ama yalnızlık peşini bırakmadı. Lisedeki çocuklar, ortaokuldakiler kadar açıkça dalga geçmiyordu ama bakışlar, fısıldaşmalar sürekli kendisineymiş gibi hissediyordu. Yine de Tyler, bu dönemde daha çok kendini tanımaya başladı. Kadınlara ilgi duyuyordu ama onların yanında da garip bir huzursuzluk hissediyordu. Hem birini beğeniyor, hem de sanki onun gibi olmayı istiyordu. Okulda görsel sanatlar kulübüne katıldı. Fotoğraf çekmeye başladı, ışık, renk, yüz ifadeleriyle ilgilendi. Bu süreçte kendi yüzünü çektiği karelerde garip bir şey fark etti, sanki o fotoğraflarda gerçekten mutlu görünen tek anlar, yüzünü biraz daha yumuşak, biraz daha feminen, kadınsı gösterdiği karelerdi. Liseyi başarıyla bitirdi.

Lise bittikten sonra hemen üniversiteye gidemedi. Maddi imkânları da yoktu, ailesi de destek olamadı. Uzaktan, Los Santos'ta bulduğu bir fotoğraf stüdyosunda asistan olarak çalışmak için teklif aldı. 18 yaşına yeni girmişti, sessiz bir hayatı vardı. Zaten arkadaşları da orada kalmadığı için Los Santos'a gitmek, uzaklaşmak onun için önemsizdi. Aklındaki düşüncede, gündüzleri işe gider, akşamları küçük dairesine dönüp film izlerim diye düşünüyordu. Ancak artık içindeki rahatsızlık dayanılmaz hale gelmişti. Los Santos'a, annesinden aldığı maddi destekle beraber gidebildi. On sekiz yaşının başlarında, Los Santos'a yerleşti, istediği gibi minik bir daire tuttu, düzgün bir yerden olmasa da sonuçta artık yalnız kalabileceği yeri vardı. Los Santos'a geldikten sonra fotoğraf stüdyosunda çalışmaya başladı. İşyerinde, Emilly adında bir kadınla tanıştı. Bir gün molada otururken Emilly ona, "sen hiç rahat değilsin, farkında mısın?" dedi. Taylor başta ne demek istediğini anlamadı ama o cümle içini delip geçti. O gece eve gitti, aynaya baktı ve ilk kez gerçekten düşündü: "Ben kimim?" araştırmaya başladı. Yazılar, videolar, forumlar... Derken "trans kadın" kelimesiyle karşılaştı. O an geçmişin bütün anları, o küçüklükten beri taşıdığı huzursuzluk bir anlam kazandı. Ne "femboy"du, ne de sadece farklı bir erkek. Yanlış bedende doğmuş bir kadındı. Bir hafta sonra bir defterin sayfasına "Taylor Robinson" yazdı. Bu isim, ilk kez doğru hissettirdi.

Tyler, hormon tedavisine başlamadan önce de farklı görünüyordu. Zaten yüzü yumuşaktı, elleri inceydi. Vücudu o kalıplara hiç tam oturmamıştı. Tedaviye başladığında doktor, "vücudun bu sürece zaten hazır" demişti. O söz, onun için hem bir teselli hem de bir onay gibiydi. İlk birkaç hafta boyunca vücudu alışmaya çalıştı. Uyku düzeni bozuldu, ruh hali dalgalandı. Bazen mutfakta otururken aniden ağlardı, sonra sebepsizce gülerdi. Hormonlar sadece bedenini değil, iç dünyasını da karıştırıyordu. Ama aynaya her baktığında, fark edemediği küçük değişiklikler birikiyordu, yüzü daha pürüzsüzdü, gözleri daha parlaktı, dudak kenarındaki çizgiler yumuşamıştı. Üçüncü ayda artık sesinde de bir değişim hissediliyordu. Telefonla konuşurken insanlar "Bayan Robinson" demeye başlamıştı. Bu, ilk defa bir yabancının ağzından duyduğu o kelimeydi. Telefonu kapattıktan sonra bir süre sessiz kaldı. O küçüklüğünden beri duyduğu isminin yerini artık "Taylor" almıştı. Bu süreçte işyerine gidemediği için işinden de çıkartılmıştı. Para için ailesine ihtiyacı vardı. Aradığında, değişen sesinden dolayı mecburen annesine durumu açıklamak zorunda kaldı. Özlem duyan ailesine durumu açıkladığında ilk başta sessizlik oldu. Babası bunu kabullenmekte zorlandı, konuşmadı bile. Ama annesi bir süre sonra konuştu ve "yeter ki artık üzülme" dedi. O cümle Taylor için her şeydi. Ailesinden, doğduğu yerden uzakta, Los Santos'ta olsa da hala ailesini düşünüyordu. Annesinden son aldığı para desteğinden sonra fotoğrafçılığı kendi gücüyle, Lifeinvader üzerinden yapmaya başladı.

Hormonların etkisiyle duygular da değişmişti. Eskiden bastırdığı şeyler yüzeye çıkıyordu. Film izlerken ağlamak, birinin söylediği söze kolayca kırılmak gibi şeylerden başta rahatsız olmuştu ama sonra fark etti ki, bu bastırılmış Taylor'un rahatlamasıydı. Bir gün işe giderken aracında oturuyordu. Aynadan kendi yansımasına baktı, uzun saçlarını hafifçe kulağının arkasına attı, dudak parlatıcısını sürdü. Geçen yaşlı bir kadın, ona gülümsedi ve selam verdi. O an Taylor, "artık görünmez değilim" diye düşündü.

Tedavinin ikinci yılına girerken Taylor, hem fiziksel hem ruhsal olarak tamamen farklı bir yerdeydi. Cildi ışığı farklı yansıtıyordu, yürüyüşü bile değişmişti. İnsanlar artık onu eski adıyla tanımıyordu, onu zaten tanıyamıyorlardı. Los Santos'ta, Vinewood sokaklarında yürürken kendini yabancı değil, oraya ait hissediyordu Fotoğraf stüdyosu açma amacıyla hala fotoğrafçılığa devam ediyordu. Yeni arkadaşlar edindiğinde kimse geçmişini sormuyordu. O da anlatmıyordu, gerek de duymuyordu. Kendini sürekli farklı kimlikle tanıtıyor, bunu yapmak hoşuna gidiyordu. Bu kadar yükün altında bir de, stüdyoda tanıştığı kadının çocuğuna bakmak gibi bir yükümlülüğü üstüne almıştı.

Artık hormon tedavisi hayatının sıradan bir parçasıydı. Kontrollerine gidiyor, doktoruyla düzenli görüşüyordu. Aynaya baktığında gördüğü kişi, yıllarca hayal ettiği yüzdü. Feminenliği artık bir alay konusu değil, kimliğinin doğal bir parçasıydı. Çocukluğundaki "femboy" etiketini taşıyan o yalnız çocuk, artık kendi bedeninde huzur bulmuş bir kadına dönüşmüştü.





Bu karakter tanıtımı, cinsiyet kimliği ve kendini keşfetme temalı bir kurgu eseridir. Bu hassas konuya yönelik rencide edici, aşağılayıcı veya forum kurallarına aykırı yorumlar kesinlikle yasaktır.
(2. Madde, Forum kuralları)