Rylee Johannes, küçük bir kasabanın sakin bir köşesinde yaşayan genç bir müzisyendi. Saçları rüzgarla dans edercesine dalgalı, gözleri ise sonsuz bir denizin derinliklerini andırıyordu. Müziğe olan tutkusu, hayatının her anını şekillendiriyordu. Gün doğarken yatağından kalkar kalkmaz gitarını alır, kasabanın sokaklarında dolaşır ve insanların yüreklerine dokunan melodilerle onları büyülerdi. Ancak Rylee'nin müzik tutkusu, içinde bir yerde hüzünlü bir notaya sahipti. Babası, Rylee daha çok küçükken hayatını kaybetmişti. Onun en değerli mirası, ailesine bıraktığı eski ve ihtişamlı bir piyanoydu. Rylee, babasının piyanosunu her gün çalarak, onun hatırasını yaşatıyordu. Bir gün, kasabanın ünlü bir müzik yarışması duyuruldu. Birincilik ödülü, bir kayıt sözleşmesi ve dünya çapında tanınma fırsatıydı. Rylee için bu bir kaderin çağrısı gibiydi. Ancak yarışmaya katılmak için bir grup kurması gerekiyordu. Neyse ki, kasabada yetenekli müzisyenler vardı ve Rylee, en iyi arkadaşları olan Liam ve Ava'yı yanına almayı başardı. Yarışma için gün geldiğinde, Rylee ve ekibi sahneye çıktı. Rylee'nin zenci olması burada problem çıkartmışt, jurilerin beyaz olması Rylee'ye karşı bi tık ge+rideydi, jurinin Rylee'nin zenci olmasına karşı sonunca olarak yarışı bitirdiler ve Rylee artık beyazlara hakkını vermek için sokağa atılır. |