(https://i.hizliresim.com/nq59fcg.png)
Chapter Ⅰ: O Aynadaki Yabancı ve Tokyo'nun Gri Yağmurları
Yağmur yağıyordu Tokyo'da, hep yağar zaten, o gün de öyleydi işte gri, sıkıcı... Okul üniformasının o sert yakası boğazımı sıkıyordu sanki, nefes alamıyordum, yemin ederim boğulacak gibi hissediyordum bazen sınıfta otururken. Adım Ren'di o zamanlar. Herkes Ren diyordu, Ren aşağı Ren yukarı... Ne kadar iğrenç bi isimdi, her duyduğumda sanki biri tırnağını tahtaya sürtüyor gibi geliyordu içim ürperiyordu.
Japonya'da erkek olmak zor zanaat, bekliyorlar ki güçlü ol, ağlama, o lanet olası takım elbiseyi giy ve şirkette köle ol ölene kadar. Ama ben aynaya bakınca bambaşka bi şey görüyordum. Geceleri herkes uyuyunca ablamın odasına girerdim gizlice, kalbim küt küt atardı yakalanıcam diye. Onun o pembe ruju vardı, bi kere sürdüm dudağıma. Aynada kendime baktım, ilk defa o gün gülümsedim galiba o aynadaki çocuğa. Ren gitmişti sanki o an.
Sabah olunca yine o maskeyi takmak zorundaydım ama. Okula git, "erkek" gibi yürü, sesini kalınlaştır... Ne büyük yalanmış meğer yaşadığım. İçimde bi kız çocuğu çığlık atıyordu ama kimse duymuyordu.
Chapter Ⅱ: Mavi Haplar ve Kabuk Değişimi
Sonra işte karar verdim, böyle gitmez dedim. 19 yaşındaydım evden kaçtım, Kyoto tarafına gittim önce, cebimde beş kuruş yoktu. O kliniğe gittiğim günü hiç unutmam. Ellerim titriyordu doktorun karşısında. Hormon ilacı dedikleri şey, hayatımın biletiydi. Estradiol. Adı bile şiir gibi gelmişti.
İlk zamanlar çok garipti, bi yandan midem bulanıyor, bi yandan başım dönüyor ama bi yandan da tuhaf bi huzur vardı içimde. Vücudum değişmeye başladığında, o göğüslerimdeki ilk sızıyı hissettiğimde ağladım mutluluktan, deli dersin belki ama acıması hoşuma gidiyordu, çünkü Ravika'nın doğduğunu hissediyordum. Tenim yumuşadı, o nefret ettiğim sakallar azaldı yavaş yavaş. Ama Japonya... orası zor yer. Yüzüne gülerler ama arkandan konuşurlar, metroda o yargılayan bakışlar, fısıldaşmalar... Boğuluyordum hala, kadın olsam bile o toplumun içinde nefes alamıyordum. Geçmişim gölgem gibi yapışmıştı sanki.
Chapter Ⅲ: Pasaport, Tek Yön Bilet ve Los Santos
Kaçmam lazımdı, daha uzağa, kimsenin beni "eski Ren" olarak bilmediği bi yere. İnternetten tanıştığım biri vardı Los Santos'ta, "Burası deliler şehri kızım, gel kimse kimseyi takmaz burda" demişti. İnanılmaz bi cesaret geldi o an, delilik işte. Ne var ne yok sattım, o kadar zordu ki o vize işleri, konsoloslukta kalbim duracaktı heyecandan ama aldım işte pasaportu elime.
Uçağa bindiğimde arkama bile bakmadım. Şimdi Los Santos'tayım. Burası Japonya gibi değil, kaosun ta kendisi. Her yer gürültü, siren sesleri hiç susmuyor, sokaklar bazen tehlikeli falan ama... Özgürüm be. Vinewood tabelasını görüyorum penceremden, dandik bi apartman dairesinde kalıyorum, kirası ateş pahası. Bi gece kulübünde garsonluk yapıyorum şuan, neon ışıkların altında kimse bana "sen eskiden neydin" diye sormuyor. Burda herkes biraz kayıp zaten.
İngilizcem hala çok iyi değil, bazen takılıyorum konuşurken, "Japon bebek" diye laf atan serseriler oluyor sokakta ama umrumda değil, orta parmağı çakıp geçiyorum. Eskiden olsa korkardım, şimdi Ravika'yım ben, Los Santos'un o tozlu havasını soluyorum. Geçen gün sahile indim, okyanusa baktım, öbür ucu evim, Japonya... Ama evim burası artık. O aynadaki üzgün çocuk çok uzakta kaldı. Ben burdayım, bu gürültülü şehirde, kendi hikayemi yazıyorum.[/size]