(https://www.upload.ee/image/18677796/o6P32HXmsig8q4qU7mMU_03_2f8cfcae0f43edc261d66fd6ea891e58_image.png)
Yeni Bir Hayat (15 Mayıs 2001, Memorial Hospital Sittingbourne)
Doğa, fırtınanın etkili olduğu rüzgarlı ve yağmurlu bir ilkbahar sabahında
Sittingbourne'un hastanesinde yeni bir hayatı müjdeliyordu. Dindar ailenin annesi
Mary'nin yüzünde mutlulukla beraber doğum sancısının acısı, baba
Peter'ın yüzünde ise büyük bir mutluluk vardı.
Saatler 07.16'yı gösterdiğinde o zaman ki adıyla
Diana (doğduğunda Daniel) Royavka hayata ilk defa gözlerini açtı. Fırtınalı bir havada doğup gerçekten de fırtınalı bir hayatı olacak Diana, adeta kız güzeliydi. Onu gören annesi ve babası gözyaşlarını tutamadı.
Çocukluk (İngiltere/Sittingbourne)
Küçük ve bir o kadar da tatlı bir evde büyüyen Diana, Alman olan bir anne ve İngiliz olan bir baba ile küçük bir evde
kültürler arasında yetişti. Dindar ailesinde babası Peter
sert ve disiplinli; annesi Mary ise korumacı ve oğluna olan her zaman ki sıcaklığını temsil ediyordu.
Diana'nın, çocukluğu ilk yıllarda görünüşte çok mutlu geçti. Babasıyla birlikte pazar sabahları kiliseye gider, annesiyle mutfakta tatlılar yapardı. Ailede tek çocuk oluşu ona tüm ilgiyi getirdi. Babası ona ahşap işleri öğretirdi ve birlikte sürmeye çıkarlardı. Annesi ise her gece yatmadan dua etmeyi öğretir, uyumadan da alnına öpücük kondururdu.
Ancak ne kadar sevgiyle büyüse de, bu sevgi
"erkek gibi" davrandığı süreceydi. Küçük yaşlarda, eteklere bakışları, Barbie gibi olan bebeklere ilgisi, pastel renklere duyduğu çekim, başlarda ailesi tarafından "masum" görülse de zamanla
baskıyla karşılaştı.
7 Yaşında bir Barbie bebeği istediğinde, babasının suratında ilk kez o hayal kırıklığını gördü. Annesi ise bu durumu dua ederek çözmeye çalıştı.
İçindeki yalnızlık ve bastırılmış kimlik duygusu onu insan zihnini anlamaya itti. Bu dönemde de
psikolojiye ilgi duymaya başladı. İnternetten gizlice
trans bireylerin hikayesini okumaya başladı, kendine benzeyen insanların varlığı içindeki yalnızlığı biraz olsun hafifletti.
18 Yaşında University of Sussex'te psikoloji bölümünü kazandığında, bu onun için yalnızca akademik bir başarı değil, aynı zamanda bir
kaçış kapısıydı. Ailesinden ve kasabasından uzakta, ilk kez kendi hayatına dair kararları alma özgürlüğü vardı.
Kampüs hayatı, Diana'ya
gerçek benliğini keşfetme fırsatı sundu. Başta çekingen ve temkinliydi ancak zamanla tanıştığı açık fikirli arkadaşlar,
LGBT destek grupları ve üniversitenin kapsayıcı atmosferi sayesinde içini açmaya başladı. Ve bu zamanlarda, ilk kez birine
"Ben aslında Diana'yım" dediği an hafiflemişti. Sadece bir cümleydi ama bunca zorluğu sırtından atmış gibi oldu.
Bu süreçte sosyal disfori, hormonal süreçler, medikal planlama gibi konularda danışmanlık aldı. Yavaş ama kararlı adımlar ile
cinsiyet değiştirme sürecine başladı. Aynı zamanda da akademik olarak da başarılıydı. Özellikle
LGBT+ bireylerde kimlik gelişimi ve psikolojik dayanıklılık üzerine makaleler yazdı.
Diana'nın en büyük korkularından biri ailesiyle yüzleşmekti. Onlara mektuplar yazdı, yazdı sonrasında sildi. Aramak istedi fakat arayamadı. En sonunda ise onları
yüz yüze görmek istedi. Sussex'ten Sittingbourne'a yaptığı o yolculuk, hayatının en ağır en zor saatleriydi.
Sittingbourne'e varıp ailesine her şeyi anlattığında hava bir anda buz gibi oldu. Babası tek kelime bile etmeden odadan çıktı. Annesi gözyaşları içinde dua etmeye başladı. Onlar için bu bir
"Şeytanın oyunu" ve
"Günah" idi. Diana'nın gözündeki umut, o anda sönmeye başladı. Artık evde ne bir yeri ne de bir odası vardı.
"Daniel" artık yoktu ama
"Diana" da hoş karşılanmadı.
Bu süreç, Diana'yı ciddi bir
depresyona sürükledi. Ancak üniversitedeki danışmanlık merkezi ve arkadaş çevresi ona oldukça destek oldu. Psikolojik anlamda en karanlık dönemini atlattığında ise artık
çok daha güçlüydü.
Üniversiteden mezun olduktan sonra ise Londra'da bir süre
psikolog olarak çalıştı. Özellikle
LGBT+ gençlerle çalışıyor, kendi yaşadıklarını başkalarına yol gösterici olarak bir ışığa dönüştürüyordu. Ancak bir yerden sonra geçmişin gölgesi hep arkasındaydı. İsmi değişmişti, kimliği yasal olarak tanınmıştı ama İngiltere onun için artık
ait olmadığı bir yer haline gelmişti. Adeta bir dönem ülkesinden nefret ediyordu.
Bunların sonucunda ise cesur bir karar alması gerekti ve kendisi için en uygun ülkeyi
Amerika olarak belirledi. Burada kimsesi olmayacaktı, tamamen sıfırdan başlayan
yeni bir hayatı daha olacaktı aslında. Geçmişini bilen kimse yok, istese her şeyi de geride bırakabilirdi fakat o
geçmişiyle barışıp, Diana Royavka olarak kimliğini saklamadan yeni bir hayata başlıyordu.