(https://media.discordapp.net/attachments/1054903306088091788/1378190624515424316/camera_photo_1748655565.png?ex=683bb38a&is=683a620a&hm=97d55540dd91f06f03c6c9a1555c0b1a9783ec1d3f149dbd4855a085388244a3&=&format=webp&quality=lossless&width=595&height=438)
İsim: Delilah Anna Vesperdawn
Boy: 1.72 m
Kilo: 57 kg
Yaş: 21
Irk: Kafkas
Uyruk: Amerikan
Aslen Nereli: Nantes, Fransa (anne tarafından)
Uzmanlıkları:
İnsan psikolojisini gözlemleme ve manipülasyon
Hızlı karar verme ve trafikte yön bulma (taksicilikten)
Müşteri ilişkileri ve beden dili okuma
Barista ve garsonluk deneyimleriyle edinilmiş multitasking becerisi
Düşük bütçeli ama etkileyici kıyafet kombinleri yaratmak
Zorunda kaldıkları:
Ucuz motellerde kalmak
Gece vardiyalarında çalışmak
Sahte gülümsemelerle bahşiş kazanmak
Kendi geçmişinden iz bırakmamak için sıkça taşınmak
Bazı anılarını unutmaya çalışmak
Kusurları:
İnsanlara çabuk bağlanma eğilimi
Öfkesini içine atması
Kendini hak ettiğinden daha az değerli görmesi
Geçmişe fazlaca takılı kalması
Meslekler:
Garson
Taksici
Barista
Kısa süreliğine etkinliklerde hostes
Geçici fotoğraf asistanlığı
Hobiler:
Analog fotoğrafçılık
Gündelikleri şiire dökmek
Kullanılmış eşya dükkânlarını gezmek
Terk edilmiş yerleri ziyaret etmek
Jazz plakları toplamak
Nefret ettikleri:
Küçümseyen bakışlar
Dayatılmış güzellik standartları
Boş konuşmalar
"Senin yaşında biri..." diye başlayan cümleler
Kırmızı ruj (çünkü birini ona hatırlatıyor)
İdeolojiler:
Feminizm (özgün ve bireysel bir yorumla)
Çalışan sınıf dayanışması
Modern kent anarşizmiyle flört hâlinde
Dini inançlar:
Kırık bir Katoliklik... Kiliseden çok Tanrı'yla kavgalı
Melek tasvirlerine takıntılı
Günahkârlık duygusuyla barış içinde
En sevdiği hayvan:
Karga (zeka, hafıza ve uğursuzlukla olan gizli bağlar için)
En sevdiği renk:
Solgun mavi
En sevdiği çiçek:
Ayçiçeği (çocukluk anılarında bir çiftliğe uzanan sarı tarlalar var)
Konuşmayı sevdiği konular:
İnsanların neden yalan söylediği
Şehir ışıklarının altında geçen yalnız yürüyüşler
Rüyalar ve onların anlamları
Eski plakların kapağındaki hikâyeler
Benimsediği felsefik görüşler:
Varoluşçuluk
Stoacılık (ama sinirlerini bastıramadığı yerlerde çuvallıyor)
Kierkegaard'a özel bir ilgisi var
Bağlılıkları:
Annesine ait bir kolye
Boston'da geçirdiği bir kış sabahına dair hatıralar
Kendi elleriyle aldığı ilk fotoğraf makinesi
Sevdiği doğal bölgeler:
Sisli orman yolları
Terkedilmiş kıyı kasabaları
Rüzgâr alan yüksek tepeler
Zayıf noktaları:
Sevgi dilini doğru şekilde ifade edememesi
Kendi acılarını küçümsemesi
Birini kaybetme korkusu
Nefret ettiği felsefik görüşler:
Nihilizm (fazla boşluk dolu geliyor ona)
Aşırı pozitivizm (acı da bir bilgidir ona göre)
Nefret ettiği ideolojiler:
Faşizm
Otoriteryanlık
Kapitalizmin vicdansız yüzü
Nefret ettiği dini inançlar:
Ceza odaklı her türlü öğreti
Kadını günahkâr olarak tanımlayan sistemler
Sevdiği ürünler:
Polaroid kameralar
Vintage kolyeler
Dökümlü ikinci el paltolar
Fransız markalarının küçük ve kokulu sabunları
Sevdiği kitap türleri:
Gotik romanlar
Şiir antolojileri
Kıyamet sonrası kurgular
Otobiyografiler (özellikle kadın yazarların)
Sevdiği film türleri:
Neo-noir
Bağımsız festival filmleri
Fransız Yeni Dalgası
Melankolik bilim kurgu
Bildiği diller:
Fransızca (anadili gibi)
İngilizce (aksanlı ama akıcı)
Biraz İtalyanca (şarkılar sayesinde)
Sevdiği sanatsal yapımlar:
Édith Piaf'ın şarkıları
Edward Hopper tabloları
"La Jetée" adlı kısa film
Billie Holiday'in sesi
Fransız illüstrasyon posteri koleksiyonları
"Delilah mı? Ahahah, Delilah candır. Ama can yakar."
Sen bu kızı ilk gördüğünde sanırsın Vogue kapağından inmiş. Ama Vogue, onun gibi birini kapaktan atardı, "fazla gerçek" diye. Yani düşün: Elinde yıpranmış bir Polaroid, gözünde beşinci el güneş gözlüğü, üstünde ikinci el paltosu... Ama havalı. Cool değil, havalı. Çünkü cool olmak için çabalamaz, o sadece... bıkmıştır.
Yahu geçen gün kafede oturuyoruz, ben latte söylüyorum, o ne söylüyor biliyor musun?
— "Bir adet sistem eleştirisi ve mümkünse sütü az olsun."
Garson kız kalakaldı.
Delilah böyle. Sabahları kahveyle değil, kapitalizmden tiksinerek uyanır.
Bir akşam Los Santos'un o lanetli neonlarında...
Bak şimdi, taksiye biniyorum. Sürücüye tam "Grove'a çek kanka" diyeceğim, direksiyonda Delilah.
"Sigara içiyorsan camı aç, eğer insanlığa dair umutlarını da yanımda getirdiysen, onları bagaja koy."
Ben bi' duraksadım. Dedim, "Abla senin burda ne işin var?"
"İnanç sistemimin enkazından geçim yaratıyorum."
Ve sonra göz ucuyla baktı, ekledi:
"Ama gideceğin yere kadar dayanamam, o yüzden Spotify'da punk açıyorum."
Yeminle ağladım ya. Şoför değil, sosyolojik travma terapisti gibi.
Delilah, erkeklere karşı: Bir belgesel.
Bak bu kısım önemli. Çocuk bir gün yanına gelip "Hey tatlım, gülümsemek sana çok yakışıyor" dedi.
Delilah ne yaptı biliyor musun?
"Senin için gülümseyeceğim tek şey sisteme körü körüne bağlılığın."
Ve sonra ciddi ciddi sordu:
— "Bu cümleyi kurarken kaç kadının istemediği hâlde güldüğünü düşündün?"
Çocuk sustu. Sonra kaçtı. Belki hâlâ koşuyordur.
şk mı? Delilah'a göre mi?
Bak, aşka karşı değil. Ama günümüzdeki şekline karşı.
"Swipe left, swipe right... İnsan değil, pizza seçiyorsun sanki."
"Romantizm algoritmalara emanet edilemeyecek kadar organiktir. Ama erkekler DM'den cümle kuramıyor."
Geçen biri "Naber?" yazmış.
"İnsanlığın son 20 yılına borçlu olduğumuz bu cümleyi engelliyorum," diyerek çocuğu engelledi.
Bir gün parkta oturuyoruz...
Yanımıza bir çocuk geldi. Elinde ukulele. Kızın gözleri kısıldı.
"Ne oldu? Ruhun da mı lo-fi beat üretmeye başladı?"
Çocuk, "Sadece müzik yapmak istemiştim," dedi.
Delilah kafasını yana eğdi, biraz üzgün:
"Müzik iyidir. Ama duyulmuyorsa, sadece bir egzersizdir."
Sonra cebinden çıkardığı karga tüyünü bir sigara gibi kulağına taktı. O sırada ben hâlâ ukulele nedir onu düşünüyordum.
Özetle Delilah...
Gülmüyor çünkü komik değil.
Flört etmiyor çünkü oyun değil.
Sabahları kalkınca selfie çekmiyor çünkü kendine ispat borcu yok.
Ve evet, bazen trip atmıyor, çünkü artık kimseyi önemseyecek enerjisi kalmamış.
Ama birini dinliyorsa, gerçekten dinliyordur.
Gülüyorsa, biri dünya denen bu çöp tenekesinde onu gerçekten güldürmüştür.
Ve yürüyüp gidiyorsa... muhtemelen bu dünyaya fazla geldiğini düşünüyordur.
Sevgili GünlükDelilah'ın Günlüğü – 14 Mart, Salı
Mekân: Tuhaf bir zincir kafenin arka mutfağı
Saat: Sabah 06.47 — İnsan ruhunun henüz uyanmadığı saat
"Bugün işe başlamadan önce bir niyet tuttum. Sonunda küfre döndü ama niyet sayılır.
Dedim ki: 'Bugün insanlara daha az nefretle bakacağım.'
Ama biri sabah kahvesine 'şeker yok mu ya?' deyince... Ruhumdan tıslayan bir yılan gibi çıktım:
'Şeker bu sistemdeki en masum şey olabilir, bayım. Arayın da bulsunlar.'
Bu cümleyi kurarken barista çocuğun gözünden bir damla yaş aktı."
Delilah'ın Günlüğü – 21 Mart, Salı
Mekân: Taksi — Çatık kaşlı, sessiz yolcu dolu
Saat: Gece 00.35 — Herkesin ya sarhoş ya da sinirli olduğu zaman
"Bu gece 9. müşteri 'Ablacım sen gece gece niye tek başına çalışıyorsun ya?' dedi.
Sanki bu sistemde benim isteğimle olmuş gibi.
Dedim ki:
'Çünkü metalaştırılmış hayatta en kutsal olan: geçim.'
Umutsuzlukla güldüm. Bazen insanın entelektüel yalnızlığı, torpido gözünden çıkıp üstüne atlıyor gibi."
Delilah'ın Günlüğü – 29 Mart, Çarşamba
Mekân: ULSA kampüs otoparkı
Saat: 13.12 — Öğle sıcağı, asfalttan sınıf ayrımı yükseliyor
"Ders çıkışı arabayı park ettim. Yanımdaki çocuk Tesla'sından indi, bana baktı:
'Sen öğrencisin mi?'
Dedim, 'Hayır. Sistemin saçma sapan sınav sistemine takılıp 3 yıl rötarlı gelen bir kurbanım.'
Gülümsedi. Ama içten değildi. İnsanlar anlamadıklarında gülümser.
'Peki neden taksi kullanıyorsun?' diye sordu.
'Çünkü sınıf atlayamayanlar sınıf taşıyor.'
Hâlâ anlamadı. O an, evrimsel süreçte bir çentik geride kaldığımızı hissettim."
Delilah'ın Günlüğü – 2 Nisan, Pazar
Mekân: Kafe / Arka oda / Çamaşır kokmayan önlükler bölümü
Saat: 15.55 — Tüm masalar dolu, tüm umutlar boş
"Bugün bir müşteri siparişe 'Hızlı olsun ama kaliteli olsun' notu düşmüş.
Yani sistemin özetini kahveye yazmış resmen.
Şöyle dedim kendi kendime:
'Senin bu talebinle toplumun her gün yediği bok aynı şey.'
Sonra kahveyi yavaş yaptım. Çünkü bazı isyanlar kahveyle başlar.
Adam 'Neden bu kadar bekledik?' diye sordu.
'Çünkü emek zaman ister, kapitalizm sabırsızdır.' dedim.
Şikâyet formu istedi. Kalemle birlikte, küçük bir Karl Marx alıntısı da verdim."